29 Ocak 2019 Salı

HAYVANLARDA KUANTUM BİOFEEDBACK TERAPİ


Dr. Gülay Ertürk
Active Veteriner Sağlık Merkezi,Ankara
( Yayınlanan yazıların telif hakkı Dr.Gülay Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilerek paylaşılabilir..)


                      HAYVANLARDA KUANTUM BİOFEEDBACK  TERAPİ

Kliniğimizde uzun zamandır kullandığımız Kuantum Biofeedback Terapi ile ilgili olarak sizlerden gelen soruların yanıtlarını bu yazımda bulacaksınız.
Kuantum  Biofeedback Terapi nedir?
Kuantum Biofeedback Terapi; kuantum yani atomaltı düzeyde, vücudun elektromanyetik enerji titreşimlerini saptayıp, yorumlayıp  dengelemek suretiyle, vücudun kendi kendini onarıp, iyileşmesini sağlayan  bir  enerji  terapisidir.
Dünyadaki her şey enerjiden ibarettir.   Bu enerji ,ölçülebilir.  Vücut da, megahertz olarak ölçülen biyolojik bir frekansa sahiptir.,Dr. Bruce Tainio, insan vücudunun frekansını, yıllar önce yaptığı bir çalışmada, 62-70 MHz olarak bulmuştur. Vücudun bütününün ve bütünü oluşturan  her  bir doku ve  organının,  ayrı bir elektromanyetik titreşim frekansı  vardır. Tüm organlar ayrı ayrı titreşir. Bunların toplamı, vücudun genel  frekans spektrumunu belirler. Titreşim enerjisi, yani frekans  bozulduğunda, organların fonksiyonları da bozulur.Organ dokularını  oluşturan hücreler, doğru titreşimdeyken sağlıklıdır. Titreşim bozulmuşsa, sağlıkları da bozulur, böylece hastalıklar ortaya çıkar. Doğru titreşimler  yeniden sağlanırsa, o organın enzim ve hormonları da doğru salgılanmaya başlar. Vücut böylece kendi kendini iyileştirir.Aslında, her hastalığın bir frekans değeri olduğu ve o hastalığı yok edecek başka bir frekans değeri de olduğu 1920’lerden beri biliniyor. Dr. Royal Rife, o yıllarda kendi  icat ettiği frekans cihazı ile, Tüberkülozun 583 KHz ‘de geliştiğini, bulmuştu örneğin. 1935-1940 yılları arasında, frekans tedavisi ile, birçok doktor, hastalarını bu şekilde  iyileştirdiler.Bozulan frekans sonucu hastalık baş gösterdiğinde; tedavi etmek için, ya konvensiyonel tıpda olduğu gibi, ilaçlar kullanılıp  mevcut semptomlar (şikayetler)bertaraf edilir, ya da hücrelerin iç faaliyetleri düzenlenerek vücudun kendini iyileştirmesi ,enerji bazında  sağlanır.Bu terapi ile enerji bazında iyileşme sağlanır.

Kuantum Biofeedback Terapi  Hayvanlarda  Nasıl Yapılır?
Hastanın  elektromanyetik enerji titreşimlerinin analiz ve dengelenmesini sağlayan, bilgisayar tarafından çalıştrılan bir terapi cihazı ile yapılır.Bu terapinin pet hayvanlarındaki  uygulaması için hasta; vücuda elektomanyetik titreşimlerin gidip gelmasine izin veren özel bir pet pad üzerinde tutulur. Büyük hayvanlar (at) için aynı işlevi gören halter  ve öze bir örtü  (titreşimlerin geçişine izin veren özel bir battaniye)   kullanılır. İnsanlar için ise baş ve bileklere takılan harnes’lar(elektrot) vardır. 5 dakikalık bir check up ardından, bulgular değerlendirilir.Değerlendirip, yorumlamanın ardından dengeleme süreci başlar.  Saptanan hastalıklar ile ilgili olarak, her bir frekansın,  nötrleyici frekansı da sistemde vardır. Cihaz, her türlü akut ve kronik dengesizlikleri (hastalıkları) saptar, vücudu farklı frekanslarda  tarar ve vücudun bu frekanslara verdiği yanıtı alır ve standart değerlerle karşılaştırır. Yanıtları derecelendirir. Akut ve kronik dengesizlikleri belirler.Taraması yapılan bu   frekanslar  içinde, tüm patojenler,  nörotransmitterler, meridyen noktaları, organ frekansları, toksinler, bach çiçek frekansları ,alerjenler vs.  mevcuttur. Kanser, siroz gibi dejeneratif  ve otoimmun hastalıklar da  saptanırsa, enerjetik olarak yine dengelenir. 
Kuantum Biofeedback Terapi’de Kullanılan Cihaz Nedir?
Biz kliniğimizde bu amaçla Eductor adlı cihazı kullanıyoruz.  Eductor; William Bill Nelson adlı bir mühendis tarafından, NASA’nın Apollo Uzay Projesinde kullanılmak amaçlı geliştirilmiş bir cihazdır.Bu cihaz, binlerce farklı frekans bilgisinin yüklü olduğu bir cihazdır. Eductor; kuantum fiziği, matematik, elektronik, tıp, bilgisayar mühendisliği gibi pek çok bilimin birleştiği bir yazılım programı yüklü bir cihazdır. Vücuttan aldığı  bilgileri toplar.Tespit edilen sorunlar için kullanılabilecek; homeopati, aromaterapi, ayurveda, kristaller, bach çiçekleri, akupunktur gibi pek çok farklı terapi yapar. Yani, sorun saptandıktan sonra, o soruna iyi gelecek homeopati, akupunktur vs. frekansları hastaya verilir. Akupunktur derken, akupunktur iğnesi kullanılmaz. Elektroakupunktur ile meridyenler dengelenir.
Bu Yöntemle Hastada Nelere Bakılabilir ve Hangi Durumlarda Kullanılır?
Bu yöntemle;
Vücudun PH yani asit-alkali dengesinin düzenlenmesi
Bakteri-virus-mantar –parazitlerin tespit edilmesi ve temizlenmesi
Allerjenlerin tespiti ve desensitizasyon ile dengelenmesi
Besin intoleranslarının tespit ve dengelenmesi
Homeopatik tedavi
 Elektroakupunktur ve meridyen dengelenmesi (akupunktur iğnesi kullanmadan)
Vücuttaki;enzim,mineral,aminoasit ,vitamin düzeylerinin ölçülmesi
Vücudun bütünsel olarak hastalık oluşturma potansiyelini taşıyan alanların belirlenmesi ve düzeltilmesi
Sindirim ve bağırsak problemlerinin  belirlenmesi, düzeltilmesi
Kan analizi (üstelik kan almaya gerek kalmadan)
Omurga problemlerinin tespit ve değerlendirilmesi
 Detoksifikasyon sağlanır.

Bu yöntem; tüm mikrobik,  dejeneratif ya da otoimmun hastalıkların yanı sıra, hayvanların davranış bozuklukları, duygusal travmalar, stres, her türlü fiziksel dengesizlikler, yaşam kalitelerinin arttırılması için enerjilerinin dengelenmesi amacıyla kullanılabilir.
Kuantum Biofeedback Terapi Sırasında, Hayvanların Tepkisi Nedir?
Frekans  alırken hayvanlar bunu normalde hissetmezler. Genel olarak, hafif bir uyku hali vardır.  Rahat ve gevşemiş olarak uyumayı tercih ederler. Başlangıçta huzursuz olsalar bile frekans olarak  enerjiyi almaya başladıktan sonra , şekerleme yaparak süreci geçirirler.
 Tüm Hastalar Tedavi Olup İyileşirler mi?
 Bu yöntemle vücudun enerjisi dengelenip, kendi yaşam gücü ile iyileşmesi sağlanır. Sürekli doğru frekanslarla enerjisel olarak denge hali sonucunda , iyileşme gerçekleşir. Ancak bu yönteme, iyileşme yöntemi  demek doğru değildir, çünkü iyileşme hastanın kendisine bağlıdır. Bu yöntem, doğru frekansı sağlayarak, iyileşmenin önündeki engelleri kaldırır.
Seaslar Ne Kadar Sürer ve Kaç Seans Gereklidir?
Hastalığın; akut, kronik, mikrobik,dejeneratif,otoimmun, alerjik, nörolojik, psikolojik,davranışsal…..vs durumuna göre tek veya çok seanslarda uygulama yapılır. Akut olaylar için  tek seans yeterli olabilirken, kronikler daha fazla seansa gereksinim oluşturabilir. Seans aralıkları, hekim tarafından, hastanın durumuna göre belirlenir. Haftada bir, ayda bir gibi.Hastanın seans sonrası aldığı yeni frekanslarla bütünleşebilmesi  için 3-4 gün gerekir. Seans, en az 1.5 saat sürer.
Bu Tedavinin Dünyadaki Geçerliliği Nedir?
Bu  cihaz 20 yıllık bir araştırmaya dayanır. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesince(FDA) onaylanmıştır. Amerika, Almanya, Rusya’da yıllardır kullanılmaktadır.
Bu Yöntem Başka Tedavi Yöntemleri  İle Beraber Uygulanabilir mi?
Elbette. Tanısı önceden konmuş bir hasta için, normal konvensiyonel tedaviye devam ederken, enerjetik olarak da bu yöntemle hastanın iyileştirilmesi sağlanabilir.
 Bu Yöntem  Yavru ve Yaşlı Hayvanlarda da Kullanılabilir mi?
Kuantum Biofeedback Terapi yavru, erişkin, yaşlı tüm hastalarda uygulanabilir. Risk analizi ile, hastalıklar daha oluşmadan uyarı verir. Non-invaziv (kansız) bir yöntemdir. Yani, hastadan kan alıp, idrar alıp, kültür antibiyogram vs. bile yapmadan tanıyı saptayan bir sistemdir.Veteriner kliniği korkusu ve stresi yaşayan yavru ya da yaşlı tüm evcil hayvanlara kolaylıkla uygulanabilen ağrısız, acısız bir yöntemidir. Hiçbir  olumsuz yan etkisi yoktur.
Bu Terapiyi Nasıl Yaptırabiliriz?
Lütfen randevu alınız.
Active Veteriner Sağlık Merkezi
Beyler Caddesi 2769.Sokak No:5   Çayyolu / Ankara
Tel: 0 312 240 70 74  


Dr. Gülay Ertürk
Veteriner Hekim&Homeopat
( Yayınlanan yazıların telif hakkı Dr.Gülay Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilerek paylaşılabilir..)

23 Ocak 2019 Çarşamba

KÖPEKLERE KEMİK VERİLEBİR Mİ?


Dr. Gülay Ertürk
Active Veteriner Sağlık Merkezi,Ankara
( Yayınlanan yazıların telif hakkı Dr.Gülay Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilerek paylaşılabilir..)

KÖPEKLERE KEMİK VERİLEBİR Mİ?
Köpekler kemik yiyebilir mi? Kemikler gerçekten güvenli midir? Yoksa vermemek mi lazım.Bazı insanlar köpeklerine kemik yedirmeyi savunurken bazıları bunun tamamen yanlış olduğunu düşünürler. Sadece köpek sahipleri mi, hayır. Veteriner Hekimler arasında da bu tartışma vardır. Bazı hekimler kemik yedirin kimileri ise asla vermeyin derler. Bazıları da tavuk kemiği pirzola kemiği hariç diğerlerini önerirler. Köpeklere kemik vermelimiyiz?Pişmiş mi çiğ mi, açken mi tokken mi, büyük mü küçük mü ne sıklıkla kemik vermeliyiz?
Köpeklere kemik vermeli miyiz?
Evet, köpeklerimize kemik vermeliyiz. Kemik yemek köpekler üzerinde duygusal yararlar sağlarlar. Çiğneme, doğal bir köpek davranışıdır. Zihinsel bir uyarı sağlar. Stres attırıcıdırlar.Kemik, dişlerin temizlenmesine de katkı sağlar.
 Kemik çiği mi pişmiş mi verilmelidir?
Köpeklere pişmiş kemik verilmesi güvenli değildir.Pişmiş kemik daha sert ve kırılgandır. Çiğ vermek gerekir. Öte yandan , çiğ kemikler de , uzun süre dışarıda bırakılırsa,  Salmonella gibi gıda kaynaklı patojenler  ile kontamine olabilir. Yani, çiğ ama hijyenik kemik vermek gereklidir. Pişmiş kemik, parçalara ayrılır. Çiğ kemik,parçalara ayrılma eğilimi göstermez.Her türden pişmiş kemikler tehlikeli olabilir çünkü kırılır ve küçük, keskin parçalara bölünürler. Kemik kırıkları,ağız, dil veya diş yaralanmaları,boğulma,ağızda kesikler ve yaralar,kusma ve ishal,şiddetli kabızlık,bağırsak tıkanması gibi sağlık sorunlarına neden olabilir. Gastrointestinal kanaldan geçerken çok fazla zarar verebilecek keskin parçalara kolayca kırılırlar .Kısacası, köpeğinizi pişmiş kemiklerle beslemeyin. 
Köpeklere kemik neden verilir?
Köpeklere kemik iki açıdan verilir. Birincisi gıda amaçlı, yani karnı doysun diye. İkincisi  ise dinlenirken oyalanmak maksadıyla.Dinlenirken kemirmesi için verilen kemikler kasaptan alınabilir.Bu, hem köpeği mutlu tutmak, hem de onu bir süre yaramazlıktan uzak tutmak için yararlıdır. Genellikle büyük kemik tercih edilmelidir. Çünkü küçük kemikleri köpek yerken boğazında takılıp boğulmalara sebep olabilir.Kırılmayacak ve hayvanı boğmayacak büyüklükte kemik idealdir.Ancak büyük kemiklerde de şöyle bir risk var. Köpeğin dişi kırılabilir.
Kemiği oyalansın diye mi karnı doysun diye mi vermek gerekir?
Kemiği, eti ile beraber , öğün olarak vermek doğal hayata daha uygundur. Eğer oyalansın diye veriyorsak, yemeğini yedikten sonra tok karna vermek daha doğrudur.Tok karna verilirse, kemik parçalarının mide bağırsak ortamına batmaması için dolu midedeki besinler bariyer oluşturur. Aç midede bu kemikler batıp, zarar verici olabilir.
 Kemik yemek doğaldır. Öyleyse ya  kırılmış dişler?Doğada neden dişleri kırılmıyor?
Büyük kemikleri kemirmek evcil köpeklerin zaman geçirmelerinin bir yolu olsa da, sandığımız gibi doğal davranış değildir. Yabani hayatta kemikler, en son tüketilir. Midedeki besinler ,sivri kenarlara karşı bir miktar korunma sağlar.Yani, yabani köpekler, kemiği, avı yerken gıda olarak yer, oyalanmak için değil. Hatta, yabani köpekler, gıda kaynakları yetersiz olmadığı sürece, bir karkas üzerinde genellikle zor kemikleri  bırakırlar. Oyüzden de doğadaki köpekler dişlerini kolay kolay kırmazlar.Tarihsel kayıtlar, gıda rekabeti yoğun olduğunda etoburlarda daha yüksek kırık diş seviyeleri olduğunu göstermektedir. Büyük "yuvarlak" kemikler  bile, yerken,  kırık dişlere, diş kökünün enfeksiyonlarına, apselere ve diğer sağlık sorunlarına neden olabilir.
Kemiğin boyutu nasıl olmalıdır?
Genel bir kural olarak, eğer bir kemik köpeğinizden daha büyük bir hayvanın ağırlık taşıyan bir kemiği (yani bacak kemiği) ise, o kemiği vermek,  yerken boğulmaması  için muhtemelen en güvenlidir, ama bu kemiklerin sert ve güçlü olmaları nedeniyle köpeğinizin dişlerini kırma riski de  muhtemeldir.
Küçük hayvanların, tavşanların, tavukların vb. köpeğinizin dişlerini kırma olasılığı daha düşüktür.Ancak bu da güvenli değildir. Yerken boğazına takılıp boğulabilirler. Herhangi bir kemik küçük parçalara  bölünerek çiğnendiğinde boğulma tehlikesine neden olabilir. Bu nedenle, çiğneme sırasında her zaman köpeğinizi denetlemeli ve ağızlarından daha küçük bir boyuta geldiğinde kemiklerini almalısınız.

Köpekler kemikleri sindirebilir mi?
Bir köpeğin sindirim sistemi insanlardan çok daha kısadır ve özellikle et ve kemiği birlikte sindirmek için tasarlanmıştır.Köpeğiniz genellikle, diyetinin bir parçası olarak et ve kemiğin beraberce beslenmesi koşuluyla, herhangi bir sorun yaşamadan yediği tüm kemiği sindirir.Kemik yedikten sonra suya yeterli erişime sahip olmayan köpeklerde kabızlık  olabilir.
Köpekler kaburga kemiklerini yiyebilir mi?
Köpeğinizin, inek ve koyun gibi daha büyük hayvanların kaburga kemiği iyi bir seçim olabilir.Kaburga kemikleri ,bacak kemiklerinden daha esnek ve daha yumuşak olma eğilimindedir ve köpekler onları daha kolay tüketebilir.Ancak, köpeğiniz güzel bir çiğ kaburga kemiğini yerken  bazı kıymıklar görebilirsiniz . Kemiklerin kıymıkları köpeğin sindirim sistemine zarar verebilir. Birçok insan zarar görmeden köpeklerini kaburga kemikleri ile besliyorlar. Sonuç olarak,köpeğiniz çiğ kemikleri  yerse, onları küçük, keskin görünümlü parçalara böler ve onları yutabilir.Ancak,uzmanların çoğunun hemfikir olduğu şey, çiğ etle beslenen köpeklerin, yedikleri kemiği etlerle birlikte yerlerse,  kemik zararlarından  korunabileceğidir.Yani, kemikler dinlenme anında oyalansın diye değil de öğün olarak etle beraber verilirse daha güvenlidir.Bu nedenle, çiğ kemikler risksiz olmasa da bir tehdit olmadıkları açıktır.
Ne sıklıkla kemik verebilirim?
Haftada 2 kez çiğ kemik verilebilir. Her bir öğünde 1’den fazla vermemek uygundur. Fazlası kabızlığa neden olabilir.
Ya, tavuk kemikleri?
Pişmiş tavuk kemikleri yukarıda verilen nedenlerden dolayı tehlikeli olabilir. Ancak çiğ tavuk veya hindi kemikleri,etleriyle beraber verilirse,  çiğ beslenen köpeklerin beslenmesinin temel bir parçasıdır.
Peki ya parazitler?
Dünyanın bazı bölgelerinde, bazı hayvanlardan elde edilen et, köpeklere bulaştırılabilecek parazitleri taşır. Bu sadece domuz eti ile ilgili bir sorun değil. Balık ve diğer etler için de geçerli olabilir.
Çoğu durumda, bu parazitler, kemikler  bir süre dondurmak suretiyle öldürülebilir.Köpek yemeden evvel dondurucudan çıkarılıp çözünmesi sağlanır.



Yavru köpekler kemik yiyebilirler mi?
Evet, çiğ olmak suretiyle yiyebilirler.Ancak,yavru köpeğin büyüme, günlük enerji ve aktiviteler  için doğru besinleri dengeli bir şekilde almaya ihtiyacı vardır.Sadece kemik vermekle olmaz.
Köpekler için zararlı kemikler hangileridir?
Köpeğinizin sindirim sistemine zarar veren keskin parçalanma riski ile bağırsağı  delen veya  tıkayan küçük kemik parçaları verilmemelidir.Pişmiş kemik verilmemelidir.
Köpekler için yararlı kemikler hangileridir?
Köpekler için en iyi kemikler, çiğ ve  etli kemiklerdir.
Bütün tavuklar, bütün tavşanlar ,etli sığır veya kuzu kaburgaları, köpeklere verilebilir.
Kedilere kemik verilebilir mi?
Evet, kedilere de çiğ ve hijyenik  olmak   koşuluyla kemik verilebilir. Pişmiş kemikleri asla vermeyin, çünkü bunlar kırılabilir ve iç hasara neden olabilir veya bağırsak tıkanıklığına neden olabilir. Kanatlı boyunları kediler için süngerimsi kıkırdak yapısıyla  güvenlidir. Kemiği buzluktan çıkardıktan sonra, bir saniye kadar sıcak suya koymak  kemiğin lezzeti açısından iyi olur.Çünkü, kediler soğuk gıdadan hoşlanmaz.Kedinize haftada iki kez çiğ kemik verebilirsiz. Böylece dişleri de daha sağlıklı olur.

Son olarak;
Köpeğinizin dişlerinin kırılma riskini azaltmak için, çok büyük hayvanların kemikleriyle  beslenmemelidir.Kemik, ne çok küçük olmalıdır. Ne de köpek yerken dişini kıracak kadar büyük olmalıdır. 
Kemik yemek risksiz değildir, ancak bir köpeği çiğ etli kemikten oluşan bir diyetle beslemenin faydaları  da vardır.Kemik güvenliği, kemiğin geldiği hayvan türüne bağlı değildir, kemiğin; çiğ, esnek ve bir öğün parçası olarak verilmesine bağlıdır.

Dr. Gülay Ertürk
Veteriner Hekim&Homeopat
( Yayınlanan yazıların telif hakkı Dr.Gülay Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilerek paylaşılabilir..)


14 Ocak 2019 Pazartesi

KUANTUM BİOFEEDBACK İLE HOLİSTİK TEDAVİ


KUANTUM BİOFEEDBACK İLE HOLİSTİK TEDAVİ

Dr. Gülay Ertürk
Active Veteriner Sağlık Merkezi,Ankara
( Yayınlanan yazıların telif hakkı Dr.Gülay Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilerek paylaşılabilir..)

KUANTUM BİOFEEDBACK İLE HOLİSTİK TEDAVİ



Veteriner Hekim olarak mesleğimin 30.yılına doğru yaklaştığım bu süreçte geldiğim noktada artık holistik tedavi ile hastalarıma müdehale edebilmenin mutluluğunu yaşıyorum .Tedavide  inandığım bu yaklaşım, 2000’li yıllardan beri arayış ve araştırma  içinde olduğum bir konuydu. Nitekim, Homeopatiye de , holistik  yaklaşımı nedeniyle ilgi duydum.Organizmanın farklı sistem ya da organlarında görülen hastalıkları, aynı hastalığın farklı tezahürleri olduğunu  idrak edemediğinizde, organ doktoru olmaktan öteye geçemiyorsunuz. Oysa, canlı vücudu bir bütündür. Hem de bırakın tek tek organların bütünü olmayı, duygusu-düşüncesi-kanı-iskeleti… her şeyiyle bir bütündür, ve her bir parça diğeriyle bağlantılılıdır.Gerçek tedavi  de bütünü tedavi etmekle mümkündür.     Böyle bir girişden  sonra şimdi ne yaptığımdan bahsedeyim.

 
14.03.2018 tarihi hayatımda bir dönüm noktası oldu diyebilirim.Enerji tedavisi eğitimi  için başladığım yolculuğun tarihinin  de  14 mart Tıp Bayramına denk gelmesi  de manidardır.  Enerji tedavisi kuantum fiziği prensipleriyle uygulanır.Bu, canlı bedeninin temel dinamiğinin, frekanssal olduğu, doğru ve uygun koşullar veya uyaranlar sağlandığında, canlının organizmasının kendi kendini iyileştirme yeteneğinin olduğu prensibidir.  Organizmada yanlış giden şeylerin ilk belirtileri, titreşimsel ve elektromanyetik hasar frekansları şeklinde ortaya çıkar.Hastalık belirtileri ortaya çıkmadan çok önce, bu hastalanan organın hücrelerinin frekansı bozulur. Frekans bozulmasını, kimyasal değişiklikler takip eder. Henüz bir belirtinin olmaması sağlıklı olmak anlamına gelmez. Organizmada her bir organ kendi enerjisiyle titreşir. Bu titreşim enerjisi;toksinler,mikroorganizmalar,vs. sonucu bozulduğunda organ fonksiyonlarını kaybetmeye başlar.   Bu tedavinin temelinde,organizmanın enerji alanı  adeta bir anti virus taraması yapar gibi   taranır, vücudun belli frekanslara verdiği yanıtlar alınır. Yani hastalıkların titreşimsel imzaları belirlenir,  normal değerler ile karşılaştırılır,akut ve kronik dengesizlikler belirlenir.Bu dengesizlikleri  ve  hastalıkları düzelten ve tedavi  eden frekanslar organizmaya geri verilerek, enerji akışının normale dönmesi sağlanır. Bir örnekle açıklarsak; diyelim ki  köpeğimizin sağlıklı bir  sidik kesesi var, sonra bir gün bir bakteri ile sağlıklı yapı bozulup,sistid oluyor. Bu durumda, sidik kesesinin sağlıklı frekansı değişir. İşte bu tedavi ile, hastaya sağlıklı sidik kesesi frekansını gönderip, vücudun tekrar sağlıklı hale gelmesini sağlıyorsunuz. Bu kadar basit. Üstelik non-invaziv (kansız) bir yöntem. Yani, hastadan kan alıp, idrar alıp, kültür antibiyogram vs. bile yapmadan tanıyı ve tedaviyi uygulayan bir sistem. Ayrıca, tanıyı koyup konvensiyonel tedavi ile de birleştirebilirsiniz. Yani, bakteriyi  identifiye edip, uygun antibiyotikle tedaviyi sürdürebilirsiniz.

Peki nasıl yapıyoruz?Bu, bir elektrofizyolojik biofeedback(geribesleme) cihazı ile yapılır.Hemen belirteyim ki, kesinlikle can yakıcı bir uygulama değil. Hastalar frekans alırken genellikle hafif bir uyku moduna geçiyorlar. Rahat rahat şekerleme yaparlarken, bir yandan da tedavi oluyorlar.  Vücudun kendini iyileştirme kapasitesini uyararak, tamamen doğal ve enerjisel yöntemlerleharekete geçirir.   Biofeedback prensibi, fizyolojik yanıtın ölçümü ve bunun canlıya geri verilmesi esasına dayanır.Cihaz, 12000 farklı  frekans bilgisini analiz edip, akabinde bozulmuş frekansları dengeliyor.5 dakikalık check-up ardından bulguların  dengelenme süreci başlıyor, yani normalden farklı titreşen, organ ve sistemleri algılayıp dengeliyor. Bu 5 dakika boyunca,vücuda 12 000 farklı frekans gönderiliyor, her bir frekansa vücudun tepkisi ölçülüyor. Bu frekanslar içinde; bütün patojenler, nörotransmitterler, toksinler, alerjenler, organ frekansları, meridyen noktaları, çiçek frekansları, riskler vb. mevcut.   Kuantum Biofeedback cihazının test sonucunda verdiği bilgiler, standart tıbbi testlerin(laboratuar testleri, radyolojik tetkikler)sağladığı bilgilerden farklıdır, çünkü vücudun enerji durumu hakkında bilgi verir.  Sağlığı bütünsel olarak ele alan bir yaklaşım sunmak için, fiziksel açıdan incelediği gibi duygusal, psikolojik , çevresel  açılardan da inceler. Vücudun her türlü zayıflığı, dengesizliği araştırılır,vücudun tepkisel yanıtları kaydedilir, böylece vücudun gereksinimleri,iyi çalışan ve çalışmayan vücut fonksiyonları, risk taşıyan enerji sistemleri ve organları belirlenir. Risk analizi ile, hastalıklar daha oluşmadan uyarı verir.   Bu Kuantum Biofeedback cihazı ile neler yapılabiliyor kısaca özetleyeyim;
Bedenin PH yani asit-alkali dengesinin düzenlenmesi
Bakteri-virus-mantar –parazitlerin tespit edilmesi ve temizlenmesi
Allerjenlerin tespiti ve desensitizasyon ile dengelenmesi
Besin intoleranslarının tespit ve dengelenmesi
Homeopatik tedavi
 Elektroakupunktur ve meridyen dengelenmesi (akupunktur iğnesi kullanmadan)
Vücuttaki;enzim,mineral,aminoasit ,vitamin düzeylerinin ölçülmesi
Vücudun bütünsel olarak hastalık oluşturma potansiyelini taşıyan alanların belirlenmesi ve düzeltilmesi
Sindirim ve bağırsak problemlerinin  belirlenmesi, düzeltilmesi
Kan analizi (üstelik kan almaya gerek kalmadan)
Omurga problemlerinin tespit ve değerlendirilmesi
 Detoksifikasyon
Hormon seviyelerinin dengelenmesi
Stres,adrenal bez ve kortizol dengesinin sağlanması

İyileşme prosesi akut olaylarda hemen başlarken, kronik problemlerde yavaş yavaş başlar. Akut olaylar tek seansda iyileşirken, kronikler daha fazla seansa gereksinim oluşturur. Seans sonrası, vücudun aldığı frekansları tam entegre edebilmesi için, 3-4 gün gibi bir süreye ihtiyacı olur. Bu cihaz, bioenerji, biorezonans, biofeedback alanında yapılan 20 yıllık tıbbi araştırmalara dayanır. Standart bir seans en az 1.5 saat sürer. Kaç seansa ihtiyaç duyulacağı, hastaya göre değişir. 17 yıl önce FDAonayı almış, Amerika, Rusya,Almanya gibi ülkelerde uygulanan bir yöntemdir.  Senelerdir fizik bedenin hastalıklarıyla uğraşan bir Veteriner Hekim olarak, bu cihazı kullanmaya başladığımdan beri, inanılmaz muhteşem sonuçlar aldım. Deneyimlemek isteyen  pet hayvanı(kedi köpek kuş vs)  hastalarımı bekliyorum.         
Dr. Gülay Ertürk
Veteriner Hekim&Homeopat
( Yayınlanan yazıların telif hakkı Dr.Gülay Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilerek paylaşılabilir..)

24 Temmuz 2018 Salı

KÜÇÜK DOSTLARIMIZI BİZ HASTA EDİYOR OLABİLİRMİYİZ?


Dr. Gülay Ertürk
Active Veteriner Sağlık Merkezi,Ankara
( Yayınlanan yazıların telif hakkı Dr.Gülay Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilerek paylaşılabilir..)

KÜÇÜK DOSTLARIMIZI  BİZ HASTA EDİYOR OLABİLİRMİYİZ?
Animizm; Latince, Ruh anlamına gelir ve her hayvanın, bitkinin hatta her doğa olayının hisleri olduğu ve insanlarla doğrudan iletişim kurduğu fikrine dayanır. Acaba evlerimizde baktığımız hayvanlarımız ile nasıl bir iletişim içerisindeyiz?Bizim duygu ve düşüncelerimiz, onlar üzerinde nasıl bir etki bırakıyor?
Hayvanlar, sahipleri yüzünden hasta oluyor. Bunu ‘’Hayvanların Doğal İyileşmesi’’kitabının yazarı  Patricia Ann Hellinger  diyor. Evde baktığımız kediler köpeklerde görülen hastalıklar, sahipleri olarak bizlerin yaşadığı hastalıkların aynı. Onlarda da;mide problemleri, göz kulak problemleri, deri hastalıkları, burkulmalar, kalp hastalıkları, akciğer hastalıkları, bağırsak hastalıkları, tümörler, kanser gibi bir dolu hastalık görülmektedir. Yani onların da sahiplerininkine benzer hastalıkları vardır. Patricia Ann Hellinger’e göre, köpekler ile sahipleri arasındaki sıkı bağ nedeniyle, sahibinin  hastalığını köpek de üstlenir. Hatta, daha sahibinde hastalık başlamadan evvel o hastalık, önce köpekte görülür.   Sahibi iyileşmeden köpek de iyileşmez. Aynı şey, sahibine aşırı bağlı kediler için de geçerli.Bu durum , bahçede , dışarıda bakılan hayvanlardan ziyade , evin içinde bakılan hayvanlar için daha  geçerlidir.
Kedi ve Köpeklerde Homeopatik Bakım kitabının yazarı, Homeopat-Veteriner Hekim Don Hamilton’a göre de, hayvan sahibinin stresi ile hayvanın deneyimlediği rahatsızlık arasında sıkı bir bağıntı mevcuttur. Hayvan sahipleri ve hayvanlarda genellikle aynı hastalıklar görülür ve aynı homeopatik remedilerle tedavi edilebilirler.
Yaşadığımız stresin, hayatı bizimle paylaşan kedimiz/köpeğimiz üzerinde ne boyutta etki yaratacağını kestirebilmemiz pek mümkün değil kuşkusuz.Örneğin;Ev halkından bir bireyin geçirdiği bir kaza ve sonrasında yaşadığı sakatlık durumu, evdeki kedi ya da köpekte idiopatik epileptik nöbetlere yol açabilir. Hayvanlar, bir nevi, evdeki stresin barometresidir.  Hayvan sahipleri, kendi duygusal durumlarını bütünüyle fark etmeyebilir, ancak hayvanlar, sahiplerinin bilinç ya a duygularını sezerler. Örneğin; sahibinin bilinçaltının derinliklerinde yatan bir tehlike korkusunu hisseden köpeği, en hafif bir gürültüde bile havlayarak, sürekli tetikte bekleyebilir.Hatta ev hayvanlarımız, bizim stresimizin  bir kısmını alıp, kendileri hastalanabilir. Mevcut yaşam kaosunda, sakin kalabilmek çok büyük bir duygusal ve ruhsal stabiliteyi gerektiriyor, ama unutmayalım ki evdeki  küçük dostlarımızın sağlığı da bizim sağlığımızla doğrudan ilintili.
 Kaza ve yaralanmalarla oluşan sağlık sorunlarının  dışında kalan sorunların çoğunun altındaki neden, stres diyebiliriz.Bedensel hastalıkların büyük bölümünü kronik hastalıklar oluşturur. Kronik dehidratasyon, enflamasyon gibi. Nedeni stres.Stres durumunda, hücreler bedendeki enerjiyi korumak amacıyla kapandığında, oksijen hücreye giremez, besinler  hücreye giremez, glikoz hücreye giremez, hücrenin güç kaynakları aç kalır  ve işlevini sürdüremez hale gelip ölürler. Hastalıklar ortaya çıkar.
Öte yandan, doğru kaynaklarla beslenme de en az stresden uzak bir yaşam kadar sağlık üzerine  etkilidir. Mutlu bir evde yaşayan ve sağlıklı gıdalarla beslenen ev hayvanları ,sağlıklı olurlar. Ancak, çeşitli sebeplerden, evdeki kedi ya da köpeğiniz mutsuz ise, bu durum onların hasta olmalarına zemin hazırlar.Bir de sağlıksız besleniyorlarsa, hastalığa davetiye çıkartılmış olur.  Sağlıklı beslenme önemlidir, sağlıksız gıdalarla beslenen hayvanların bilinçaltı, bu gıdalarla beslenmeyi sabote eder ve hastalıklara yol açılır. Acaba, yedikleri ticari mamalar, onların bilinçaltı tarafından sağlıklı bulunmuyor mu?  Hastalıklar öyle çok arttı ki,  insan düşünmeden edemiyor.
 Hayvanların 6. hissi çok kuvvetlidir. Hayatta kalmak ve avlanmak için hep 6. Hislerinden faydalanırlar. Kendi doğasında yaşayan hayvanlar, sağlıklı gıdaları bulur o şekilde beslenirler. Hastalıkların zeminini stres oluşturur. Ev hayvanlarında görülen stres tabanlı kronik enflamatuar hastalıklar, normal doğada yaşayanlarda görülmez. Onları çok seviyoruz ama, insan eliyle, istemeden onları hasta ediyor olabilir miyiz? 

Dr. Gülay Ertürk
Veteriner Hekim&Homeopat
( Yayınlanan yazıların telif hakkı Dr.Gülay Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilerek paylaşılabilir..)




30 Mart 2016 Çarşamba

KÖPEĞİNİZİN BASKIN ELEMENTİ NEDİR?



Dr. Gülay Ertürk
Active Veteriner Sağlık Merkezi,Ankara
( Yayınlanan yazıların telif hakkı Dr.Gülay Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilerek paylaşılabilir..)


Köpeğinizin elementini biliyor musunuz?

KÖPEĞİNİZİN BASKIN ELEMENTİ NEDİR?
Çin Tıbbının 5000 yıl önce geliştirdiği 5 element sistemi, zihin beden ve ruh dengesizliklerini   tanıyarak,herhangi bir hastalığın gelişmesini , önceden  engellemeye dayanır.5 element sistemi, hastalıkların tanımlanmasında, sınıflandırma yapar. Davranış şekli, hissediş şekli gibi kriterler ile doğanın enerjisinin , beden içinde ayarlanmasına dayanır.
Çinlilerin inandığı 5 element; Ağaç, ateş, toprak,metal,su’dur. Fiziksel ve ruhsal varlığımızı yöneten dış dünyadaki büyüme ve değişim siklusumumuzu düzenleyen işte  bu 5 elementtir.    Bu 5 elementin birinde bir eksiklik yada fazlalık olduğunda fiziksel ve duygusal sağlığımız derhal etkilenir.Bu enerjileri nasıl düzenleyeceğinizi bir kez öğrendiniz mi eksiklik yada fazlalığında sağlığınızdaki uyumu yaratabilirsiniz. Bu 5 elementin her birinin eşsiz bir doğası ve ruhu vardır. Her hayvanın yapısı bunlardan birine yada birkaçına dayanır.
İnsan veya hayvan olsun, hastalık, enerji alanında başlar. Bu sistemi kullanarak stres yanıt durumunu bilebiliriz. Onların yapılarını 5 element teorisi ile karşılaştırarak, her bir yapı için homeopatik  ilaç oluşturabiliriz.
Fiziksel hastalığa neden olan duyguyu kırarak, hayvanın yeniden normal,uyumlu  ve dengeli hale gelmesini sağlamak mümkündür.
Yapının Önemi
Belirli hayvan ırklarının, belirli davranışlara yatkın olduğu bilinmektedir. Özellikle, insan eliyle oluşturulmuş ırklarda bazı temel köpek özellikleri, saf(orijinal) ırklara göre, daha azdır. Benzer şekilde, başka bir davranışı da, diğerlerine(orijinal olanlara) göre daha abartılı yaşarlar. Ancak, yine de bilinen köpek davranışlarının hepsine yeteneklidirler.Ör;Cocker Spaniel ırklarında gözlenen bir davranış olan, Jekyll ve Hyde sendromu(aynı ruhta iki farklı kişilk), onların tüy rengine bağlıdır. Rottweiler ve Dobermanlar, herhangi bir nedene bağlı olmaksızın, agresif olabilirler. Bunlar görünen genetik problemlerdir. Bunun pratikte bizim için anlamı; bu hayvanların tedavisinde bizim ilk etapta onların ırklarını dikkate almamızdır. Ancak bu, tek rehberimiz olmamalıdır.Bu hastalar, farklı zamanlarda ilaçlara  da  ihtiyaç  duyabilirler.
Rottweiler, Bull Terrier, Akita, Chow Chow  ve Schnauzer ‘lar baskın ırklardır. Bunların, ağaç yada ateş tipi yapılarının olması olasıdır. Ancak bunun birçok istisnaları vardır. Herhangi bir hayvan yada insan için, hastalık, aslında onların yapı ve mizaçlarının arka planı üzerinde görüntülenir. Ve dahası bu elementler , sağlığı yada hastalığı oluşturur. Hayvanların da duyguları vardır. Her zaman bir grup olarak değil, bir birey olarak tedavi edilmeleri gerekir. Tıpkı insanlarda olduğu gibi.
Karbonik Yapı (Ağaç ve Toprak)
Karbon yada kömür topraktan gelir. Sıvılarda çözünmezler. Tüm çeşitleri katıdır. Karbonik yapıdakiler rijiddirler, serttirler. Yürüyüşleri, hızlı yada yavaş ama daima ritmiktir.
Şişmanlığa eğilimleri vardır. Fakat daima orantısal ve uyumlu bir şişman olurlar. İyi bir yapıya sahiptirler. Yorgunluğa ve hastalığa dirençlidirler. Kas yapıları sağlamdır. Disipline edilebilir yapıdadırlar.
Patolojik Eğilimleri;
Beslenme hastalıkları, şişmanlık, diyabet, böbrek taşları(özellikle kedilerde) veya safra kesesi taşları,alerjiler, artroz, egzema, kronik deri problemleri, siğiller, kistler, meme tümörleri, paraplejiler.
Karbonik tipler, üşümeye ve neme karşı çok duyarlıdırlar. Sert yapılarına rağmen disipline saygı duyarlar. Eğitilebilirler. Eklemlerinde problem yaşanmaması için, hergün düzenli yürüyüşe çıkarılmalıdırlar. Artroz, obesite, zehirlenme ve deri hastalıkları çok görülür.
Psikolojik Eğilimleri;
Pasif ve ağırdırlar. Zor hareket ederler. Temiz hava ve egzersize, diğer hayvanlara göre daha çok ihtiyaç duyarlar.
Fosforik Yapı(Metal)
Phos  ışık,  Phoros  ise taşıyan demektir. Yani, fosforikler ışık  saçarlar. İnsanlara uygulandığında, fosforik kişi, zarif ve çekicidir. Zerafetli  yürüyüşleri, ahenkli  ve  nazik hareketleri  vardır. İnce ve zayıftırlar. Etkileyici bir doğaları vardır.  
Bir hayvan olarak düşünürsek, onları tanımak kolaydır. İrlanda Kurt Köpeği(Irish Wolfhound), Whippet, Afgan tazısı, Siyam kedisi, Burmese kedisi fosforikdirler.
Patolojik Eğilimleri;
Vücudun eliminasyon yollarının tıkanıklıkları ile ilgili problemleri vardır. Hipertroidzme yatkındırlar. Sinir sistemleri zayıftır. Bağışıklık sistemleri zayıfdır. Fiziksel problemlerinin en büyük nedeni,  vücudun, eliminasyon  için kapasite yetersizliğidir. Solunum sistemleri zayıftır.
Kilo kaybı, su kaybı, dekalsifikasyon fosforik yapının işaretleridir. Hemorajik gastroenterit, parvoviral enterit gibi hastalıklara çok duyarlıdır.Taze  hava ihtiyacı vardır ancak ısısını koruyamaz, soğuğa dayanamazlar.
Oksidasyonla  bozulan  kas lifini yeniden yapılandırmak için fosforiklerin gıdası, mineral ve vitamin açısından zengin olmalıdır. Ağır egzersiz durumunda kaliteli karbonhidratlara ihtiyaç duyarlar.
Psikolojik Eğilimleri;
Oldukça sinirlidirler, çabuk sinirlenir, çabuk yorulurlar. Sabırsızdırlar.Yapmak istemedikleri bir işe zorlanıldığında, şiddet uygulayabilirler. Kısa süreli işlerde  başarılıdırlar. Işık ve temiz hava yoksa çabuk yorulurlar. Aşırı duyarlılık ve sinirlilikleri sözkonusudur. İnce kas yapıları yüzünde kolay yorulurlar Ayrıca, sinirli ve şiddetli doğaları da çabuk yorgunluğa sebep olur.
Fluorik Yapı(Su)
Kararsızdırlar, düzensizdirler, yürüyüşleri bozukdur. Duygusal yada fiziksel, onları dengede tutmak zordur. Reaksiyonları önceden tahmin edilemez. Anlaşılmaları zordur. Komplike bir hayvandır.
İstikrarsızdırlar. Zerafet eksiklikleri vardır. Eklemleri büyük ve deformedir. Ligamentleri yeterince elastik değildir. Kas lifleri kalitesizdir. Kas tonusu kötüdür. Pekinese, Chihuahua, Spitz,Yorkshire Terrier örnek olarak verilebilir.
Patolojik Eğilimleri;
Skleroz,  luksasyon, lumbago, eklem problemleri, burkulmalar.
Fulorik ‘ler, genellikle moda için üretilen köpek ırklarıdır. Üretici, yetiştirici kurbanıdırlar. Doğum öncesi tedaviler, yetersiz vitamin ve mineral uygulamaları, endüstriyel gıdalar,  aşı ve serumlarla yapılan eksojen intoksikasyonlar sonucu fluorize edilmişlerdir.
Ağır basan patolojileri kardiyovasküler bozukluklarıdır. Kalp krizi, tromboemboli, skleroz ve özellikle Boxer’larda görülen erken bunama sık görülen patolojileridir.
Psikolojik Eğilimleri;
Paradoksal  ve kararsız bir yapıları vardır.Ajitasyon ve istikrarsızlık hakimdir. Gözlem ve sezgileri yüksekdir.
Sülfürik Yapı  (Ateş)
Normal yapılı, orta boylu, normal ağırlıklı, simetrik ve dengelidirler.Çoban köpekleri, av köpekleri bu gruba örnektir.
Patolojik Eğilimleri;
Mezenşimal dokuları güçlüdür. Özellikle akut hastalıklarda savunmaları güçlüdür.   Asla enerjik değillerdir. Kolay kontrol edilebilirler.Zehirlenme ve aşırı duyarlılık olursa, mukoz membranları ve derileri eliminasyon için çok çalışır. Derideki belirtiler tahriş ve irritasyondur. Hahhnemann’ın dediği ‘’psora’’yani egzema  sık görülür.Sedef hastalığına yatkındırlar. Sülfüriklerin iştahları iyidir. Karboniklerin tersine nadiren konstipe olurlar. Sıcağı sevmezler. Hiperadrenal durumları vardır. Bu durum agresyona yol açar. Aynı zamanda adrenaller, genital ve troid hormonlarını azaltır  ki bu durum daha çok şişman sülfüriklerde görülür.Şişman ve yaşlı sülfürikler için sıcak ,doğal bir terapidir.
Psikolojik Eğilimleri;
Çalışmaya ve eğitime çok yatkındırlar. Dikbaşlı ve irritabl olabilirler ama yine de eğitimde zorlanmazlar.
Dr. Gülay Ertürk
Veteriner Hekim&Homeopat
( Yayınlanan yazıların telif hakkı Dr.Gülay Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilerek paylaşılabilir..)

11 Mart 2016 Cuma

KÖPEKLERDE KANSER BELİRLEME YÖNTEMLERİ VE KLİNİK SAFHALARI







Dr. Gülay Ertürk
Active Veteriner Sağlık Merkezi,Ankara
( Yayınlanan yazıların telif hakkı Dr.Gülay Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilerek paylaşılabilir..)

Köpeklerde, kanser konusunda bilmek istediğiniz herşey...


  KÖPEKLERDE     KANSER      BELİRLEME   YÖNTEMLERİ    VE    KLİNİK    SAFHALARI


Kanser hastalığında tedavinin başarısı, erken tanıya bağlıdır.Tüm kanser türleri, vücut yüzeyinde tümör kitlesi şeklinde bulunmazlar. Kitlesel olanlarda , erken  fark edilme   ve  değişikliklerin  muayene ile tespit edilebilme  kolaylığı  vardır.
 Kötü huylu tümörlerin birçoğunda ,   organlarda , tümörün lokalizasyonuna bağlı olarak semptomlar  görülür. Bu semptomlar:Gastrointestinal kanamalar, tıkanmalar, ishal-kusma (genellikle mide, ince-kalın bağırsak ve kolon kanserlerinde), nöbetler ve koordinasyon bozukluğu ile kendini gösteren nörolojik semptomlar(genellikle beyin ve spinal kord tümörlerinde ), hematüri (genellikle böbrek ve sidik kesesi tümörlerinde ), Cushing hastalığı, hipoglisemi benzeri endokrinolojik bozukluklar (genellikle pankeatik , hepatik tümörler gibi hormon üreten tümörlerde )şeklindedir.
Bazı kanserler, nonspesifik semptomlara neden olurlar. Bunların ,vücudun neresinden geliştiğini belirlemek güçtür. Bu semptomlar paraneoplastik bozukluk olarak adlandırılır. Genelde, hastanın enerji metabolizmasındaki değişikliğe neden olan tümörler, paraneoplastik bozukluk yaparlar.Bu etkiler, tümörün lokalize olduğu yerden uzakta da görülebilir. Paraneoplastik bozukluk semptomları:Kilo kaybı,  vücut ısısında düşme,kas zayıflığı, nöbetler, letarji, iştah kaybı, ishal, deride kepeklenme, tüy dökümü, artrit gibi genel semptomlardır. Bekle ve gör metodu ile tanıya varmak bu tür kanserler için uygun değildir. Tanı koymak için yeterince büyümesi beklendiğinde ilerlemiş safhaya varılmış olabilir. Bu durumda tedaviye yanıt iyi  gelişmeyebilir. Laboratuar testleri  ve radyolojik muayene gibi özel diyagnostik teknikler erken teşhise olanak tanır.Tedavi başarısı ve uzun dönemli prognozu daha olumlu  sağlar .


DİYAGNOSTİK   GÖRÜNTÜLEME
Veteriner Onkoloji’de kullanılan, en genel diyagnostik görüntüleme aracı X-ray’dir. Radyografi, birçok durumda,  tümör kitlesini ve değişikliklerini belirlemeye yeterlidir. Pozisyon, boyut, şekil, kemik yoğunluğu, doku yumuşaklığı gibi değişiklikler ,organdaki  kanser   büyüklüğünü  ortaya koymayı sağlar. İnsan hekimliğinde ,akciğer metastazını belirlemekte kullanılan Radyografi,  Tomografi ile görüntüleme ile eşit derecede etkilidir.
CT  (Computed Tomografi)  görüntüleme ekipmanı, Veteriner Tıbbında kullanılmaya fazlaca elverişli değildir. Üniversite hayvan hastanelerinde bulunabilir. CT , kesit kesit üç boyutlu görüntü sağlar.Diğer dokuların arasında saklı kalmış bölgelerin görüntülenerek  muayenesi ve olası  değişikliklerin saptanması ,bu sayede mümkün kılınır. Özellikle beyin tümörleri ve M.S.S tümörlerinde CT  görüntüleme son derece değerlidir.

Manyetik Rezonans ile görüntüleme(MRI),    Tomografi’ye benzer. MRI da Veteriner Tıbbında sınırlı kullanılır. MRI  da kullanılan radyasyon kaynağı CT den farklıdır. MRI’nın kullandığı manyetik alan ve radyofrekans dalgaları,  iyonlaşma radyasyonuna ihtiyaç duymaksızın vücudun görüntülenmesini sağlar. MRI diğer görütüleme tekniklerinden bazı  avantajlar sağlar.Yumuşak doku tümörlerinde, farklı yumuşak doku tipleri  arasındaki kontrası belirlemeye olanak tanır. Kan damarlarını belirlemek için, enjektabıl kontras madde kullanımını gerektirmez. Kan akışını direkt olarak belirler. Ancak, MRI’nın da CT ve X-ray  ile karşılaştırılınca bazı dezavantajları vardır. Sıklıkla kanser işareti olan küçük kalsiyum depolarını belirlemeye yetersizdir. MRI’dan görüntü almak için uzun süre hareketsiz kalma gerekliliği  ise dezavantajdır.
Birçok  Veteriner Kliniğinde düzenli olarak ultrason kullanılır. Ultrason emin bir yöntemdir. Sert organların görüntülenmesi  için  noninvaziv  metottur.Biyopsi için  İğne ile aspirat alınımında  ultrason kullanılabilir. Ultrasonun dezavantajı  muayene için tüylerin traş edilmesidir. Bir diğer olumsuzluk ise, olası artifaktlar ile lezyonların ayrımıdır.
Positron Yayma Tomografisi (PET) ile görüntüleme köpek muayenesinde son zamanlarda diyagnostik değer açısından kullanılır. Bu görüntüleme tekniği, kısa ömürlü positron yayılım radyonükleidlerin oranları üzerine kuruludur. Hücresel  metabolitlere hizmet eder.  Bu metabolitler intravenöz olarak köpeğe enjekte edilir, kısa süreli tümör için konsantrasyon sağlayarak ışıkla aydınlanır. Erken araştırmalarda bu görüntüleme stratejisi diğer teknikler ile kıyaslanınca bazı  faydalar sağlar. Metastazın erken lokalizasyonunu başarıyla ortaya çıkarır.    
   
TÜMÖR  MARKIRLARI

Kanser  hücreleri sıklıkla, normal hücreler tarafından üretilmeyen moleküller üretirler. Bu moleküller normal hücre yüzeyinde bulunmazlar. Vücut içinde bu moleküllerin belirlenmesi sıklıkla kanserin varlığını belirtir. Bu nedenle bu moleküllere kanser markırları denir. Aşağıdaki markırlar bazı köpek kanserleriyle  beraber tanımlanmıştır.

Der i Kanseri:
.Ki67

Meme Kanseri:
.c-kit   proto-oncogene
.MAb   1A10(mammary cancer antibody)
.MAb  SB2(mammary cancer antibody)
.Type IX collagen

Lenfoma
.AgNOR
.Plasma thymidine kinase
.CCI-103F(nitroimidazole hypoxia marker)
.CD3 (T-cell lymphoma antibody)
.CD79a (B-cell lymphoma antibody)

Orofarengeal Kanser(Ağız Kanseri)
.BrdU labeling index

Pankreatik Kanser
.Chromogranin A plasma concentration

Sidik Kesesi Kanseri
.fibroblast  büyüme faktörü idrar konsantrasyonu

Diğer Solid Tümörler
.CCI-103F(nitromidazole hypoxia marker)

Kötü huylu tümörlerin tanı ve belirlenmesine ek olarak, tümör markırları prognoz, aşama, izleme bilgisini de sağlarlar. Bazı markırlar, kanserin invazivliğinin derecesini gösterirler. Bazı markırlar hastalığın ne kadar yayıldığını, bazıları ise izlenen tedavinin tekrarının  gerekliliğini ve/veya tedavi etkisinin belirlenmesini sağlarlar. 

KANSER AŞAMALARI

Kanserin tespit edildikten sonraki aşaması, hastalığın vücut içindeki yayılma durumunun saptanmasına ilişkin klinik uygulamalardır. Bu prosedür, hastalığın prognozu açısından, aşamasının saptanması  ve yaşam kalitesinin arttırılması ve/veya hastalığın üstesinden gelinebilmesi için tedavi rotasının seçilmesini sağlar.
Her bir kanser formu için, Dünya Sağlık Örgütünün önerdiği klinik aşama sistemleri standarttır. Solid tümörler için, genellikle 3 kategori vardır. T; tümörün büyüklüğü, N;lenf nodül bölgesine invazyonu, M;uzak metastazların varlığı veya yokluğunu tanımlar.Bu kategorilerden çıkacak sonuçlara göre, hastalıkta klinik aşamalar 4 grupta değerlendirilir. İlk 3 aşama hastalıkta lokal durumu ,bölgesel  yayılmayı, bölgesel yayılmada yoğunluk derecesini belirler. IV. Aşama  ise, ilk 3 aşamayı ve uzak bölgelere metastazı kapsar. Genellikle ilerlemiş aşamalarda prognoz daha az iyileştirilebilir hale gelir. Ayrıca ilerlemiş aşamada, erken tedavinin hücum şeklinin kullanılması için indikatör kullanılır. Bu tedavide üstünlüğü sağlar.

KÖPEKLERİN  YAYGIN  KANSERLERİ

DERİ  KANSERİ

Köpeklerde görülen total kanserlerin %58’ini oluşturan meme ve deri  kanserleri  ,köpeklerde en çok görülen kanserlerdir.Köpeklerdeki en yaygın deri neoplasması , mastositoma (mast hücre tümörü)dır.  Tüm  deri tümörlerinin  %20’si mastositomadır. Mast hücreler bağ doku hücreleridir. Bir antikoagulan olan heparin  sekresyonu ve kan damarlarının geçirgenliğini kontrol ederek  ödemden  sorumlu  ve  yangıda  etkili olan histamin sekresyonu yaparlar.  Mastositomalar sıklıkla;Boxer’larda, Boston Terrier’lerde, Labrador Retriever’larda görülür. Bu tümörler her iki cinsiyette de eşit sıklıkla görülebilir.

Ortalama  Görülme Yaşı: Mastositomlar genellikle orta yaşlı ve yaşlılarda görülür.

Nedenleri:Kanser hücrelerinde  mast hücrelerinden orijin alan kromozomal ve proto-onkojenik anormallikler keşfedilmiştir. Mast hücrelerinin aktifliği alerjik reaksiyonlarla beraber değerlendirilir. Çünkü, mast hücresine bağlı özel alerjene karşı antikor üretilir. Bu biyolojik reaktif ajanları serbest bırakır. Mast hücrelerinin kronik aktifliği genetiktir. Kalıtımsal ve çevresel faktörler bu hücrelerin kanser durumuna değişimine önderlik edebilirler.

Semptomlar:Mast hücre tümörleri derinin herhangi bir yerinde görülebilir, ancak sıklıkla vücudun arka yarımında, erkeklerde scrotumda  ve özellikle bacaklarda görülürler. Mastositomaların predominant olarak iki formu vardır. Daha genel olan tipi; çabuk büyüme, ülseratif kitle, tekli ya da çoklu nodüler tümör özelliği gösterirler. Tümör yapı olarak sert-sıkıdır. Beyazdır.  Ülseratif yapı gösterenler mavimsi mor olurlar. Bu kan damarlarının yıkımlanmasının sonucudur.2. tipte büyüme yavaştır. Ülserasyon göstermez.Sarımsı renktedir. Yumuşak ve gevşek yapıdadır.

Tanı:Kinik tanı lezyonun biyopsisi ile konur.Ülseratif lezyonlarda, ülserli yüzey lama sürülerek mikroskop altında incelenir. Hücre tiplerinin analizi ile hızlı biyosi sonucuna varılabilir.

Tedavi:  Cerrahi tedavi,metastazı engellemek için,  tümörün çevresindeki dokuların ve bölgesel lenf nodülünün radikal eksizyonunu kapsar.  Bunu radyasyon tedavisi  izler. Tümörün lokal nüksüne karşı, kontrol sağlar. Opere edilemeyen tümörler radyasyon ve kemoterapi ile tedavi edilebilir. Opere edilemeyen tümörlerin kısmi operasyonunu  takiben deiyonize su enjeksiyonu uygulanır. Bu uygulama ile tümörün nüksü engellenmeye çalışılır.Bu enjeksiyonlar 10-21 gün ara ile tekrarlanır. Prednison gibi kortikosteroidlerin kullanımı,özellikle mast hücre tümörlerinde olduğu gibi geniş yayılımlı , opere edilemeyen tümörlerin kontrol altına alınımında yardımcı olur. 
Prognoz:51 haftalık diferensiye tümörlerin cerrahi müdehalesi, 18 haftalık az diferensiye olmuş mast hücre tümörleri ile kıyaslanınca, tam yapılamamış cerrahi eksizyonu izleyen radyasyon tedavisinden yaklaşık %77 başarı sağlanır. Köpekler tedaviden sonra 2 yıl daha yaşarlar. Ekstremitelerdeki mast hücre tümörlerinin  radyasyon tedavisine  yanıtı, gövdeyi saran tümörlere göre daha iyidir. Tümöre bağlı ölümler;bölgesel lenflere metastaz, dalak karaciğer akciğer ve kalp gibi organlarda fonksiyon bozukluğu sebepleriyle olur.

Önlem:  Mastositomaların önlenmesi , diğer genel neoplazmalara benzer. Genetik defektler hastalığa dispozisyon yaratır. Mast hücrelerindeki  kalıtımsal genetik defektler, mastositomaya yol açar. Allerjenler, anormal mast hücre üretimini stimüle edebilir. Allerjenlerden kaçınmak tümör oluşumunu azaltır.

MEME  TÜMÖRLERİ

Dişi köpeklerde, meme tümörlerinin insidansı diğer tümörlerden daha yüksektir. Bu tümörlerin % 20- 40 ‘ı maligniteye doğru değişim gösterir. Erkek köpeklerde de meme kanseri gelişebilir. Ancak bu dişilerde görülenin sadece %1’i   oranındadır.

Ortalama Görülme Yaşı:Kanserojen lezyonlar, en fazla sıklıkla 6-10 yaş arasında, seyrek olarak da 2 yaş ve öncesinde görülür.

Nedenleri: Köpeklerde tanımlanan meme tümörlerinde , tümör baskılayıcı genlerin inaktifliği ve onkojenitesinin aktivasyonunun mutasyonu sözkonusudur. Bu hastalığın indirekt  gelişiminde ise, östrus siklusundaki hormonların rol oynadığının güçlü kanıtları vardır.  

Semptomlar: Kötü huylu tümörler tek bir şişlik, kitle ya da doku içindeki çoklu şişlikler şeklinde meme bezlerinde görülürler.İyi huylu tümörlerle karşılaştırıldığında kötü huylu tümörler daha hızlı ve düzensiz büyürler.   Deriye yapışıktırlar veya deri altı dokuya bağlıdırlar. Ülserasyonlar görülebilir.Kötü huylu tümörler  laktasyondaki dişilerde mastitisle eş zamanlı olarak görülebilir. B u durumda antibiyotik tedavisi sonucu mastitis çözüldüğünde gözle görünür hale gelirler. Yangısel karsinoma meme kanserinin aşırı  agresiv formudur. Görünümde mastitise benzer fakat bu semptomlar laktasyonda olmayan dişilerde görüldüğünde şüphe ile karşılanmalıdır. Bu  kanser, ya kitle ya da meme bezlerinde zincirler şeklinde olabilir. Etkilenmiş olanlar, kırmızı, şişkin ve dokunulduğunda sıcaktır. Dokunmak köpeği rahatsız edicidir.

Diyagnoz:  Memedeki iyi huylu ve kötü huylu tümörler arasındaki farkı ayırtetmek için tek başına fiziksel muayene yeterli değildir. İnce uçlu bir iğne ile aspirasyon biyopsisi ,meme tümörü içindeki kanser hücrelerinin varlığını belirlemede kullanılır. Aspirasyon biyopsi sonucunun  negatif olması her zaman yeterli değildir, malign kitlenin  kesin diyagnozu için  tümörün tamamının rezeksiyonu gerekebilir.Ayrıca, iyi huylu tümörler, böyle bir işlemle malign lezyona doğru ilerleme gösterebilirler.

Tedavi:Erken safhadaki meme kanserlerinde, köpek operasyon stresine tahammül edebilecekse , ilk tedavi seçeneği operasyondur. Bu amaçla, radikal bir cerrahi işlemle, etkilenmiş , tüm meme zinciri ve regional  lenf yumruları alınır. Genellikle superfisial  - inguinal nodül kasıkta lokalize olur. Yapışık meme zincirinden metastaz yapmış hücrelerin sığındığı nodül olduğu için,  bu nodül yüksek riskli kabul edilir. Bu şekilde cerrahi müdehale %100 tedavi sağlar. Kısırlaştırılan köpekta, 2. Meme loplarını almak yeni iyi huylu tümör gelişimi önlemek için gereklidir.    Kısırlaştırma, yeni oluşan tümörlerin belirtilmesini , ortaya çıkarılmasını sağlar. Hatta, kısırlaştırma operasyonu sonrası meme dokusunda atrofi olur.İlerlemiş meme kanserlerinde, metastaz yerlerinde ya da tümörün alttaki dokuya yapışık  olduğu yerlerde cerrahi tedavi yapılamadığında bile lokal olarak tümör yükünü azaltmak ve yaşam kalitesini iyileştirmek için palyatif tedaviler uygulanabilir.
Ameliyat edilemeyen meme kanserlerinde lokal kontrolü sağlamak amaçlı radyasyon tedavisi uygulanabilir. Kemoterapötik ilaçların kullanımı bazı izole vakalarda hastalığın kısmi ya da tam gerilemesini  sağlayabilir.
Çalışmalar sistemik kemoterapötik ajanlardan Tamoxifen’in , köpeklerin ilerlemiş meme kanserlerinde ölçülemez terapötik kazanımlar sağladığını göstermiştir.Öte yandan, Adriamycin, hem tek başına hem de diğer ilaçlarla kombine kullanıldığında şirurjiyi izleyen dönemde köpekte kanserin tekrarlama riskini azaltır.

Prognoz:Meme tümörü tespit edildiğinde, kanserli köpeklerin %50-70 oranında bir kısmında metastaz uzak bölgelere yayılmış bir aşamadadır. Cerrahi işleme  rağmen,   meme kanserli köpeklerin %40-60’ında ilk iki yıl içinde tümör bağlantılı ölüm görülür.

Önlem:Kötü huylu tümörler, dişilik üreme hormonu olan progesterona bağlı değilse de, dişilerin 2 yaşından önce kısırlaştırılmaları hem iyi hem de kötü huylu tümörlerin gelişim riskini azaltır. Bu azalmış risk zamanından sonraki kısırlaştırma ameliyatı iyi huylu tümörler için uygun olabilir ama kötü huylu tümörleri önleme açısından avantaj sağlamaz. Bu sonuçlar gösterir ki, hormonlar meme hücreleri üzerine direkt mutajenik etki yapmaz. Bu hormonlar daha çok, hücresel büyümeyi yükseltir. Çok  sayıda hücre artışı  , malignant transformasyon açısından şüphelidir. Erken kısırlaştırma, malignant lezyonların ortaya çıkışını azaltır, çünkü bu işlem, hormon kaynağını kaldırarak bazı meme hücrelerinin (çevresel karsinojenler tarafından malignant transformasyon ve mutasyon için yüksek risk taşıyan)gelişim kontrolünü yitirip  bölünmesini engeller. Köpek meme tümörü için çok sayıda spesifik onkojenin etkisi tanımlanmıştır. Gebelik ve laktasyonun meme kanseri riski oluşturmaması ilginçtir. Yine de dişi köpekler için meme kanseri az bir riske sahip oldukları hayatlarının erken yaşlarında bile vardır.
LENFOMA (LENFOSARKOMA)

Kemik iliğinden köken alan hücrelerin bazıları olgunlaşır ve hücresel immun reaksiyonlar içinde lenfositler olarak adlandırılırlar. Lenfositler, transformasyona uğrarken kanser hücreleri oluşur ve bunlar kemik iliğine saldırıp, lenfasitik lökemiye neden olurlar. Ya da lenf nodülü, timus, dalak gibi, lenfatik sistem organlarına saldırırlar. Organlar içinde sert yapılı tümörler şeklinde lenfoma  veya lenfosarkoma olarak    tanımlanırlar. Lenfomalar, T lenfositlerden köken alabilirler. Lenfositler, timus bezi tarafından üretilirler. İmmunolojik olarak fagositoz ve hipersensitivitede etkilidirler. Ya da B lenfositlerden köken alabilirler. B lenfositler, timusdan bağımsızdırlar. Antikor üretiminde ve dolaşımda rol alırlar. Lenfositik kanserler, köpeklerdeki en çok görülen 3. Sıradaki kanser tipidir. Bu çeşit kanserlerin farklı bir tipi olan lenfoma en genelidir. Her 100.000 köpeğin en az 24’ünde görülür. Tüm tümörlerin, %5-7’si lenfomadır. Tüm ırklarda görülürse de, Boxer, Doberman, Golden Retriever ve Scotish Terrier’lerde  insidans daha yüksektir. Lenfoma’da cinsiyete ilişkin bir kanıt yoktur. Ama dişilerde görülen lenfoma, erkeklere göre yaşam süresi açısından daha uzundur.

Ortalama Görülme Yaşı:Her yaşta görülür. Ancak sıklıkla 5 yaş ve üstünde görülür. 

Nedenleri:Lenfotik hücrelerden köken alan malignite hayvanları çoğunda viral kökenli görülmüştür. Buna rağmen bu hastalıkta olan köpekte virus tanımlanamamıştır. Ancak son bulgular immun yetmezlik bozukluğu ile seyreden köpeklerin lenf nodüllerindeki virusun, felin leukemia ile benzer olduğu rapor edilmiştir.  Bir başka raporda araştırmalar, lenfomalı köpeklerin hücrelerinde varolan tümör baskılayıcı protein kodlayan genin herediter anormalliğini tanımlamışlardır.
Tüm bu bulgular ışığında, lenfatik hücrelerdeki başkalaşım için, genetik defektlerin lenfoid dokuda gerekliliği ve buna bağlı olduğu konusunda şüphelenilmektedir. Radyasyon etkisi, immunbaskılayıcı ajanlar , immun sistem anomalilikleri, köpeklerde çevresel karsinojenlere adaydırlar.
Semptomlar:
Köpeklerde gelişen lenfomanın     4 formu vardır. Lenfomanın tüm semptomlarında genel semptomlar vardır. Bunlar;ateş, kilo kaybı, iştahsızlıkdır. Spesifik semptomlar köpekte gelişen forma bağlı olarak gelişir.

1-Multisentrik Lenfoma:Lenfatik organlara ve lenf nodüllerine geniş yayılım ile seyreden ağır formdur. Boyundaki  servikal nodüllerde ağrısız büyümeler gözlenir. Ön bacaktaki aksiler nodüller ve kasıktaki inguinal nodüller de genişleme gözlenir. Normal olmayan büyüklük derecesindeki bu nodüller,    golf topu hatta beyzbol topu büyüklüğüne kadar erişirler. Bir gecede o hale gelebilirler. Tonsil büyümesi yutmayı engelleyebilir. Tümörün, lenfatik drenajı tıkamasıyla yüz ve bacaklarda sıvı şişliği olabilir. Dalak sıklıkla büyümüştür.

2-Alimenter Lenfoma:Sindirim bölümünde olur. Tümör büyümesi tıkanmaya yol açıp, kusma ve ishal semptomlarına neden olabilir. Bu semptomlar hastalığın erken dönemlerinde kesik kesik aralıklı görülebilir, ve hastalıkla beraber şiddetlenip ilerler. Bu köpekler genellikle çok zayıflarlar,çünkü sindirim sırasında besinler ve proteinlerin emilimi olmaz.

3-Mediastinal Lenfoma:Göğüs kafesi merkezindeki gelişimine genellikle timus bezi de eşlik eder. Köpeklerdeki lenfomada bu form daha nadirdir. Bu form lenfoma, kolay yorgunluk, solunuma ilişkin semptomlar, zor nefes gibi belirtiler yaratır.

4-Kutanöz Lenfoma:Deriyi etkiler. Süperfisial lenf nodüllerini kapsar. Deride soluk plaklar yapar. Çok sayıda lezyon yaratır.

Tanı:Lenfoid dokunun mikroskobik muayenesi ve biyopsi erken aşamadaki lenfomanın doğru tanısı için gereklidir. İnce iğine ile aspirasyon, bu form kanserin tanısında sıklıkla yeterli değildir. Erken tanı sırasında laboratuar kan çalışmaları normal değerler içinde görülebilir. Daha ileri aşamada beyaz kan hücreleri miktarı yükselebilir. Kanserli lenfositler kanda belirlenebilir. Birçok ilerlemiş vakada, göğüs kafesinin radyografik kanıtı, veya abdominal kitle içinde geniş yayılımlı ve büyümüş lenf nodülü varlığı biyopsi gerekliliğini önler.

Tedavi:  İki veya daha fazla ilaçla kombinasyon kemoterapi programı standart tedavidir. Klinik olarak en etkili tedavi, UW-M diye adlandırılan ve 6 aydan daha fazla periyotda %91 gibi yüksek bir oranda tümör regresyonunu sağlayan tedavidir. Bu tedavi programında  5 ilacın kombinasyonu kullanılır. Vincristine,L-Asparaginase, Prednisone,Cyclophosphomide ve Doxorubicin kullanılır.   Bu uygulama 9 haftadan fazla sürer. Başlangıç tedavi programı başarılı olduğunda hastalık geriler. Tedavi, ilaç programının korunması ile sürdürülür. İdeal tedavi, 2 yıl ve üstüdür. Tek başına Doxorubicin veya tek başına Prednison ile tek ajanlı tedavi de hastalıkta gerileme sağlayabilir. Bazı pet sahipleri için daha uygun tedavi programı sağlaması açısından tercih edilebilir. Monoklonal antikorlu immunoterapi özel olarak bazı köpek lenfomalarında kullanılır. Bu, uzayan hastalığın gerilemesini amaçlayan kemoterapiyi takiben başarı sağlar. Geleneksel radyasyon tedavisi , lenfomaya karşı etkisiz bulunmuştur. Buna rağmen, klinik çalışmalarda köpeklerde kemik iliği tranplantı ile radyasyon tedavi uygulaması terapötik kazanç sağlayarak bu iki metodun kombinasyonu şeklinde başarıyla uygulanabilir.

Prognoz:Lenfoma , tedavi uygulanmaz ise, tanı konmuş lenfoma hastası teşhisi izleyen 4-6 hafta içinde ölür. T-lenfositlerden gelişen lenfomanın daha agresif olduğuna dair, kanıtlar vardır. Vakaların %90’nında tedavi, tümörü geriletir. Bu süreç ve hayatta kalma süresi tedaviye bağlıdır. Prednisonun tek başına kullanımı, yaşam kalitesini geliştirmeye yardım eder, bununla birlikte gerileme kısadır. Yaklaşık 30 günde sonlanır. Cyclophosphamide ile Prednison’un birlikte kullanımı gerileme süresini (30-60 gün) hafif uzatabilir. Doxorubin’in tek başına kullanımı ile, tedavi gerilemeyi 18-29 haftaya kadar uzatabilir. Son çalışmalar göstermiştir ki, plasma glutathione-S- transferase  , doxorubibin  tedavisine, tedavi yanıtını değerlendirmeye yardımcı olabilir. Üstte tanımlanan UW-M protokolü 44-69 hafta ile gerilemenin sonlandığı en uzun süredir. Bu erken dönem lenfoma içindir. İlerlemiş lenfomalarda 36-51 hafta ve üstüdür.

Önlem:İmmun sistem problemleri ve baskılanması, lenfoma gelişiminin göz önünde bulundurulması gereken  kanıtlarıdır.   İmmun yetmezlik ve otoimmun hastalıklı predispoze ırklar çevresel karsinojenlere duyarlıdır. O yüzden  korumada özel çaba uygulanmalıdır. İmmunsupresif ilaçların sık kullanılması lenfoma riskini arttırır.

OROFARENGEAL KANSER (AĞIZ TÜMÖRLERİ)

Köpeklerde görülen tüm tümörlerin yaklaşık %6’sını orofarengeal tümörler oluşturur.   Oral kavitede gelişen çok farklı tip ve sayıda tümörler mevcuttur. Bunların içinde en yaygın olanı Melanoma’dır. Bunu fibrosarkom izler, ve sırasıyla skuamöz hücre karsinoması ve adenokarsinom şeklinde sıralanır. Melanoma , sıklıkla sırasıyla diş etlerinde, dilde, dudakta ve damakda gelişir. Yumuşak doku tümörleri bazen çene kemiklerine yayılır. Bu özellikle osteosarkomada görülür. Diğer ırklarla kıyaslandığında melanoma insidansı Cocker Spaniel’larda fazladır. Bu tümör tipi erkeklerde biraz daha fazladır.

Ortalama Görülme Yaşı:Oral kavitede kanser lezyonları her yaşta görülebilirse de, en sıklıkla 9-11 yaşları arasında görülür.

Nedenleri:Oral kavitede karsinom ve sarkoma gelişiminden ve onkojen aktivasyondan kuşkulu rolü olan viral etken papillomavirusudur.  Oral ve oküler iyi huylu  papillomalar da, maligniteye değişim riski yüksektir. Şehirde yaşayan köpeklerde, tonsillerde de malignite gelişimi yüksektir.  Bir çalışmada, kömür ve gazyağı ile ısınan evlerde bulunan köpeklerde sinonasal tümör gelişim riski yüksek bulunmuştur. Bu, orofarengeal kanser gelişiminde çevresel karsinojenler için güçlü bir kanıttır.

Semptomlar:Ne yazık ki, oral kavite kanseri hastalık iyice ilerleyinceye kadar bulgu vermez. Artan salivasyon, çiğneme zorluğu, iştah kaybı, yutkunma zorluğu , kötü nefes,kanlı salya  orofarengeal tümör semptomlarıdır. Tonsillerde ve dil kökünde gelişen tümör, solunum güçlüğüne neden olur. Diş kaybı, sağlıksız bir ağızda kemik lezyonlarının  varlığının işareti olabilir. Sarkomlar ülseratif lezyon yapabilir. Karsinomlarda ortaya çıkma süresi daha azdır.

Tanı: Oral kavite tümörlü köpeklerde, tümör tipinin belirlenmesi için lezyonun biyopsisi gerekir. Ayrıca, lokal ve çevresel tümör alanının x-ray’i, göğüs kafesinin röntgen filmi, hastalığın yayılımını belirlemek açısından gereklidir. Birçok melanom ve bazı karsinomlarda, oral kavitede tümör tespit edildiğinde akciğerlere tümör  zaten metastaz yapmıştır. Ayrıca, ağızdaki yumuşak doku tümörlerinin kemikleri istila etmesi de nadir değildir. Bölgesel lenf nodülleri olası gelişm açısından muayene edilmelidir. Şüpheli nodüller, ince uçlu aspirasyon iğnesi ile biyopsiye alınmalıdır. Computed  tomogrophy (CT) yayılımı belirlemek için gerekli olabilir. Nasal kavite incelenebilir.

Tedavi: Cerrahi;alt yada üst çenenin etkilenen kısımlarının alınması (mandibulektomi-maksillektomi) göreceli  olarak 8-11 ay gibi ortalama yaşamsal zaman sağlar. En iyi sonucun hasta dokunun çevresindeki en az 2 cm’lik sağlıklı doku ile beraber radikal eksizyonu ile alındığı rapor edilmiştir. Tam olmayan eksizyon durumlarında ya da aspire edilemeyen tümörlerde invazyon daha geniş alanlara yayılır. Bazı radyasyona tepki veren tümörlerde, radyasyon tedavisi palyatif kontrol sağlar. Radyasyon tedavisi, kemoterapi ile kombine edilebilir. Buna rağmen, tek başına radyasyon tedavisi ile kıyaslandığında ,yaşam süresi uzamasına çok anlamlı bir avantaj sağlamaz. Tek başına kemoterapi için, skuamoz hücre karsinomlarında Cisplatin yada Carboplatin’den orta seviyede yanıt alınır. Doxorubicin tedavisi sarkomalarda %30-50 yanıt vermiştir.

Prognoz:Qrofarengeal tümörler, 2 cm’den az çaplı iken , erken belirlendiğinde  terapötik yanıt için iyi bir bakış açısı sağlar. Tümörün  küçük ebatı, metastaz olasılığı ve prognoz açısından olumlu fikir verir.Oral kavite melanomları genellikle radyasyon tedavisine dirençlidir. Bu tümöre eşlik eden metastaz, prognozu   olumsuz etkiler. Melanom için izlenen tedavi ortalama 8 aydır. Fibrosarkomlarda, uzak metastazlardan ziyade , lokal invazyonlarda daha çok problem görülür. Bu tümör tipinde 2 yaşın altındaki köpeklerde, lokal kontrol  son derece zordur. Fibrosarkomda tümörün kontrolü ve  radyasyon tedavisine yanıt  ortalama 12 ay sürer.   Daha büyük tümörler için kontrol, radyasyon tedavisi ve lokal hipertermi kombinasyonu ile sağlanır.  En başarılı tedavi rejimi,cerrahi öncesi ve/veya  sonrası radyasyon tedavisi , cerrahi müdehale  ve kemoterapi kombinasyonu ile sağlanır. Skuamoz hücre karsinomaları, lokal olarak yayılır. Yayılım daha çok kemiğe doğrudur. Buna rağmen köpeklerde bu tümör tipi seyrekdir. Radyasyon veye cerrahi müdehale ile tedavi edilen köpeklerin  yaşam süresi, ortalama olarak 1 yıldan biraz fazladır. Bu tümör tipi tonsillerde geliştiğinde, yine radyasyon ve cerrahi müdehale ile tedavi edildiğinde yaşam süresi ortalama 4 ay kadar dramatik bir durum arzeder. Buna tümörün metastaz eğilimi eşlik eder. Cisplatin veya Doxorubicin ilavesi standart tedavi rejiminde yaşam süresini uzatmaya yardımcı olabilir. Oral kavite osteosarkomları sıkıntılı bir prognoz taşır. Metastaz  ve lokal invazyonlar vardır. Cerrahi ve radyasyon tedavisi ile beraber ortalama yaşam süresi 4-5 aydır. Tedavi rejiminde kemoterapi tahmini yaşam süresini arttırabilir.

Önlem:Papillomaya bağlı orofarengeal tümör gelişim insidansı köpeklerde papilloma virusuna karşı, aşılanıp immunize edilmeyle azaltılabilir. Viral indüklemenin, oral kavite tümörlerine predispozisyon sağlaması ile ilgili güçlü kanıtlar vardır. Glukokortikoidler gibi,   immun baskılayıcı tedavilerin papillomavirus enfeksiyon riskini arttırdığı bilinir. Viral enfeksiyon ve immun baskılama kombinasyonu çevresel karsinojenler ile orofarengeal tümör gelişimine yol açan en büyük nedendir.  

OSTEOSARKOMA  (KEMİK KANSERİ)

Osteosarkom, köpeklerdeki en genel primer kemik tümörü olgusudur. Bu tümörler, sıklıkla kol bacak gibi uzun kemiklerde gelişir. Omurga kemikleri  ve kafatasında daha az gelişir. Lokal invazivdir. Bölgesel yayılım gösterir. Normal kemik yapıyı bozar. Sıklıkla akciğerlere metastaz yapar. Dolayısıyla tedavi yönergesi  güçtür. Dev ırklarda osteosarkom riski daha fazladır. Erkeklerde dişilere göre risk biraz daha fazladır.

Ortalama Görülme Yaşı:Kemikte kanser lezyonları genellikle 2-8 yaş arası görülür. Ancak ortalama yaş 7 ‘dir.

Nedenleri:Köpeklerde osteosarkom gelişimine hazırlayıcı faktör olarak gen mutasyonu düşünülmektedir. Yaşın ilerlemesi ve hayvanın yüksekliği  de diğer risk faktörleri olarak i bildirilmiştir. Osteosarkoma gelişimi kısırlaştırılmış köpeklerde 2 kat fazladır. Köpeklerde total kalça replasmanı sonrası gibi post operatif kemik infarktüsü  olgusu bir rapor olarak infarktüs bölgesinde osteosarkom gelişimine yeterli sebep olarak sunulmuştur.

Semptomlar:İlerleyen topallık, kemik tümörünün olduğu tarafta ağrılı şişlik sonrası ortaya çıkar. Etkilenmiş kemikte ani bir kırık daha az sıklıkla ortaya çıkabilir. Tümör ilerlerken, metastaz safhasında kilo kaybı, lenf nodüllerinde büyüme, solunum güçlüğü gelişir.

Tanı:Osteosarkomada birçok durumda topallık ve şişlik görülür.Primer kemik tümörü veya diğer tümör tiplerinin kemiğe metastazı başlıca osteosarkom tanısını koymada rol oynar.Cerrahi olarak kemik tümörünün biyopsisi zordur çünkü,  cerrahi sonrası komplikasyonlar çıkabilir. Kemik iliği biyopsisi  yani tümör alanının küçük bir kısmının iğne ile rezeksiyonu  minimal invazyon için tercih edilir. Osteosarkom tanısı konduktan sonra,akciğer metastazı için göğüs kafesinin x-ray bakısı yapılır. Kemik taraması(nükleer sintigrafi) metastazın neden olduğu diğer kemik lezyonlarının yerleşimini saptamak için faydalıdır. Köpeklerin %10’undan azında her ikisinden biri ikincil kemik metastazlarını belirlemeyi kanıtlar. Son kanıtlara göre, mikroskop muayenesinde belirlendiği kadarıyla  osteojenik tümörler daha damarlıdır.  Daha az damarlı tümörlere göre, bunlarda akciğer metastazı olasılığı daha fazladır. Bu gözlem, prognoz indikatörü olarak kullanılır. Belirlenmiş sekunder metastazın yokluğuna rağmen bu durumda yine de agresif tedavi uygulanır.

Tedavi:Son zamanlara kadar , tümörlü bacağın amputasyonu ve sonrasında kemoterapi olarak Cisplatin kullanımı en etkili tedavi olarak kullanılırdı. Ancak, tümörlü bacağın cerrahisinde artık eksizyon alanında kemiğin yeniden yapılanmasına yardımcı rekonsrükte operasyon tercih edilip, sadece tümör alınıp bacak ampute edilmemektedir. Kozmetik ve fonksiyonel sonuçları açısından Cisplatin tedavisi operasyon sonrası kullanılır. Ameliyattan önce ve/veya  sonra    radyasyon tedavisi uygulanabilir. Opere edilemeyen veya kemik tümörünün tümüyle alınamadığı durumlarda  ve metastazın eşlik ettiği ağrı kesicilerin kullanıldığı ikincil kemik tümörlerinde radyasyon tedavisi uygulanır. Metastazlı akciğer lobunun cerrahi olarak alınması ile kemik tümörü başarı ile alınmış köpeklerde yaşam süresini uzatır.

Prognoz:Osteosarkom  teşhisli tedavi edilemeyen köpekler kansere 1-2 ayda yenik düşerler. Kemik tümörünün bulunduğu alandaki kötüleşen ağrı ,  ötenazi ile sonuçlanacak sonun başlangıcıdır. Amputasyon kısa süreli fayda sağlar. Ortalama 5 ay yada belki köpeklerin %10 ‘nda 1 yıla kadar yaşam süresini uzatabilir. Bu prosedürde  başlıca ağrı   kaynağının azaltılması ile yaşam kalitesinin arttırılması amaçlanır. Amputasyonla beraber Cisplatin tedavisi yaşam süresini %50 arttırıp, 1 yıla uzatabilir. Doxorubicin veya Carboplatin tedavisi ile yaşam süresi Cisplatin tedavisine göre daha azdır. Sadece tümörün çıkarılıp bacağın ampute edilemediği  operasyon kemİğin %50’sinden azının tümörle etkilendiği durumda başarılıdır. Bu operasyon Cisplatin tedavisi ile kombine edildiğinde yaşam süresi oranı tüm bacağın amputasyonu ve Cisplatin tedavisi ile aynıdır. Radyasyon tedavisi Cisplatin ile kombine edildiğinde opere edilemeyen yada tam alınmayan tümörlerde ağrı hafifletici olarak ortalama 2-3 ay sağlar ve bazı durumlarda bu 6 ay ve sonrasına kadar uzar.

Önlem:Hayvanın kilosundan çok yüksekliği osteosarkom gelişiminde predispozisyon faktörü olarak etkilidir. Kemik travmaları bir diğer faktördür. Kalıtımsal veya edinsel genetik uyarı anormal kemik hücrelerinin hızla büyüme döneminde veya kemiğin yapılanma döneminde osteosarkom gelişimini etkiler. 




Dr. Gülay Ertürk
Veteriner Hekim&Homeopat
( Yayınlanan yazıların telif hakkı Dr.Gülay Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilerek paylaşılabilir..)