1 Nisan 2020 Çarşamba

EV HAYVANLARININ TEMİZLİĞİ


Dr. Gülay Ertürk
Active Veteriner Sağlık Merkezi,Ankara
( Yayınlanan yazıların telif hakkı Dr.Gülay Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilerek paylaşılabilir..)

EV HAYVANLARININ TEMİZLİĞİ


Köpeklerimizi, kedilerimizi küresel bir pandeminin yaşandığı şu günlerde, nasıl temiz tutacağız? Mikroplardan nasıl arındıracağız?Sirkeyle mi yıkasak, karbonatla mı fırçalasak?


Hepinize merhaba,
Hayatımızı kabusa çeviren şu Coronalı günlerde, evlerimizdeki minik dostlarımız ile ilgili endişeleriniz için bazı konulara açıklık getirmek istiyorum. Onları nasıl koruyacağız?Hastalık etkenlerini nasıl uzaklaştıracağız?
Öncelikle; insanlarda seyreden Corona virüs hastalığının kedi veya köpeğinizden geçmediğini bilin ve rahat olun. En azından şimdiye kadar böyle bir vaka yok. Kediler ve köpekler, şayet hem sokakta geziyor hem eve giriyorlarsa, o durumda hasta insanların gezdiği yerlerde gezmek ve o hastalık etkenlerini kendi vücutlarına temas eden yüzeyleriyle eve taşımak suretiyle risk taşıyabilirler. Peki  ne yapacağız. Öncelikle,gerekli önlemleri alıp,onların da temizlik ve hijyenine dikkat edeceğiz. Bunu nasıl yapacağımızı anlatacağım, ama asıl değineceğim konu stresden uzak durmamız gerektiği.  Stres ve hezeyandan uzak duracağız. Benim hasta sahiplerimin  içinde, Corona korkusundan, evindeki kedisini-köpeğini atmayı düşünenini hiç duymadım, ama ola ki böyle bir şeyi aklından geçiren varsa önce şunu bilsinler. Ev hayvanları ,bırakın size   Corona illetini bulaştırmayı, bilakis Coronaya karşı korurlar bile. Nasıl mı? Stresinizi  azaltarak. Biliyorsunuz stres tüm hastalıkların ve mikrobiyolojik hastalıkların en önemli nedeni. Stres, immun sistemi yani vücudun kendini koruyabilme ve hastalıklara karşı dirençli olma sistemini düşürür. Sürekli stres içinde olursanız, daha kolay hasta olursunuz. Oysa, evdeki hayvanlarımız ile vakit geçirdiğimizde, keyifli oluruz. Stresen uzaklaşırız. Onlar bizi eğlendirirken, aynı zamanda, inanın sağlığımızı da güçlendirirler.  Bunu unutmayalım.
Dezenfeksiyon nedir?Dezenfeksiyon, bir yüzeydeki patojen (hastalık yapıcı etken)sayısını azaltmak için, yapılan işlemdir.Farklı patojenler, etkili dezenfeksiyon  için farklı yaklaşımlar gerektirir. Yani, tek bir dezenfektanın, tüm patojenler için önerilmesi, mümkün değildir. Örneğin, protozoonal oositleri (yumurtaları)yok etmek için gerekli olan  buharlı temizliği bir kedinin derisine uygulamak mümkün mü? Elbette değil. Böyle bir uygulama ile oositleri   yani parazit yumurtalarını yok ederiz ama  beraberinde   kediyi  de yakarız.Bu arada protozoonun ne olduğunu açıklayaım. Protozoon, başka bir hayvanda veya insanda  parazit olarak yaşayan yada tek başına serbest olarak  yaşayabilen tek hücreli bir canlı. Dezenfeksiyonun çeşitli yöntemleri vardır. Bakteriler, viruslar ve diğer patojenler için, fiziksel etki(ısı, buhar),ultraviyole, kimyasal dezenfektanlar, alkol, Sodyum hipokorit(Çamaşır suyu), hidrojen peroksit(Oksijenli su), klorheksidin, iyotlu bileşikler, Soyum bikarbonat,asetik asit(ev sirkesi),Sitrik asit (limon suyu),Gümüş bileşikleri, Uçucu yağlar kullanılabilir.

Hadi şimdi, bu anlamda evde neler yapabileceğimize bir göz atalım. Mikotik yani mantar etkenleriyle ilgili  kontaminasyonlar (bulaşma) için, 60 derece  ısıda yıkamak yeterlidir.Yine , kedilerde etkili bir virus olan  Felin Calici virüsü inaktive etmek için, 60 derece ve üstündeki sıcaklık yeterliir.Calici virus, kedilerde akut üst solunum hastalığı ve ağız içinde ülseratif yaralarla seyreden kediler arasında bulaşıcı bir hastalıktır. 56 derece ve üzerindeki sıcaklıklar da Giardia kistlerini %99 öldürür.Giardia da bağırsaklarda yaşayan protozoon yapısında bir  parazittir. Protozoonun ne olduğunu biliyorsunuz artık. Ancak öte yandan, parvovirus, en az bir saat boyunca 80 derece sıcaklığa bile dayanır. Parvovirus ailesinin üyeleri, kedi, köpek ve insanları hasta edebiliyor. Ancak, her tür için ayrı etken hastalık oluşturuyor. Yani, köpek parvovirusu kediye geçmiyor. İnsana  da geçmiyor. Köpekte parvovirus, kusma ve kanlı ishallere sebep olan öldürücülüğü yüksek bir hastalık. Keza, kedide de halk arasında kedi gençlik hastalığı olarak bilinen kedi parvovirusu da ishal ve kusmayla seyreden ölümcül bir hastalıktır. Bu hastalıklardan, koruyucu aşılarla minik dostlarımızı koruyabiliriz.İnsanlar benim konum değil ama  5. Hastalık diye bilinen çocuklarda görülen hastalığın etkeni  de yine  bir parvo virus.
Konuyu dağıtmadan dezenfektanlara devam edelim. Alkoller de dezenfektan etki sağlar. Alkoller, hücre zarını, virus zarfını bozmanın yanında, proteinlerin denatürasyonu ve pıhtılaşmasını  da içeren bir etki moduna sahiptirler. Ancak, Virusidal etki açısından, etanol(etil alkol) zarflı virusların zarf yapısını bozarak etkili olsa da,  zarfsız virüslere karşı zayıf aktiviteye sahip olduğu bildirilmiştir. Parvovirus 5 dakika boyunca alkolle maruz kalmaya direnmiştir örneğin. Parvo virus, zarfsız bir virusdur. Calici virus da öyle.Adeno virus da zarfsızdır. Kuduz virusu, Köpek Distemper (Gençlik Hastalığı) virusu, Herpes virus,Corona virus zarflıdır. Bu zarf konusundan, önceki yazımda bahsetmiştim.  Bazı virusların yapılarını saran bir membran var. Yağ, protein ve karbonhidrattan ibaret bir yapı. Bazılarında yok. İşte bu membranlı olanlara zarflı deniliyor.  
Şimdi gelelim çamaşır suyuna. Sodyum Hipoklorit,yani çamaşır suyu, 100 yıldan fazla bir süredir dezenfektan olarak kullanılmaktadır. Geniş bir antimikrobiyel  aktivite, hızlı bakterisidal etki, suda çözünürlük , düşük maliyet gibi avantajları vardır.Etkinliği klor konsantrasyonu ve PH’sı ile ilgilidir. Viruslar, bakteriler, mantar ve protozoonlar  buna hassasdırlar.
Eczanelerden kolayca alabileceğiniz oksijenli su yani,Hidrojen peroksit de, Anerobik(oksijensiz ortamda yaşayan) bakterilere karşı, kontamine yaralarda kullanılır. Emboli riski nedeniyle kapalı yaralarda kullanılmamalıdır.
Klorheksidin de Eczanelerden bulabileceğiniz bir ürün. Antimikrobiyel etkisi alkollerden daha yavaş gerçekleşir.Felin Calici virusa karşı etkisizdir.
İyot, Gram pozitif ve negatif bakteri, mantar, protozoon  ve bir dereceye kadar virüslere karşı geniş spektrumlu aktiviteye sahiptir. Bakteri sporlarının imhası, 15 dakikadan daha uzun nemli temas gerektirir. Alkol ile birleştiğinde, sinerjik etkiye sahiptir. İyot, parvovirüsü öldürür.
Sodyum bikarbonat(bildiğimiz karbonat yani ), gıda ile temas eden yüzeyler için mevcut kimyasal dezenfektanlara göre, güvenlidir. %5 ve üzerindeki konsantrasyonu 1 dakika temas süresi içinde, gıda temas yüzeyinde, Felin Calici virus titesini %99 düşürür. Ancak, Listeria monocytogenes ,E.coli’ye ve Salmonella Typhimurium’a etkisizdir.
Asetik asit(Ev sirkesi), Ucuz ve kolayca temin edilebilen ev sirkesi, (%2,5-%5 lik) gıdalar için kullanılabilir. 25 derece oda sıcaklığında seyreltilmemiş sirkenin pH’sı 2.5 dur. Bu 1 dakikada Salmonella typhimurium’u azaltır.
Sitrik asit(limon suyu), %5 ‘lik asit çözeltisi, 55 dercelik bir ısıda Listeria monositogenleri 10 dakikada azaltır.
Uçucu Yağlardan , Kekik yağı Staphy. Aureus’ a etkilidir. İnsanlarda etkin,Staphylococcus aureus, Enterecoccus fecalis, E.coli, Candida albicans şeklinde dört oral patojen(hastalık yapıcı etken) için karanfil yağı, nane yağı, çayağacı yağı önemli inhibitör(azaltıcı) etki göstermiştir.Ancak bunlar kediler için toksiktir. 
Gümüş bileşikleri;  gümüş yüzyıllardır çatal bıçak takımı olarak antimikrobiyal etkisi nedeniyle kullanılmıştır. Gümüş, antibakteriyel, antifungal, antiviral etkilidir. Gümüş bileşiklerinin antimikrobiyal etkisi, salınan biyoaktif gümüş iyonu ve bunun bakteriyal veya fungal hücre zarlarıyla etkileşime girebilirliğiyle orantılıdır. Gümüş metal ve inorganik gümüş bileşikleri su, vücut sıvıları veya  doku eksudatları(yangısal sıvı) varlığında iyonize olur. Bakterilerin ve mantarların hücrelerinin içine gümüş  girdiğinde  hücrelerin enzim sistemleri ile etkileşime girer  ve irreverzibıl denaturasyon (geridönüşümsüz olarak  protein yapıların bozulması)gerçekleşir.Nanoteknolojideki son gelişmeler ile gümüş iyonlarından daha verimli nanopartiküler olarak saf gümüş üretimi mümkündür.Günümüzde çeşitli patojenlere, özellikle de mevcut antibiyotiklerle tedavisi mümkün olmayan  çoklu dirençli patojenlere karşı, saf gümüş kullanma stratejileri  geliştirilmektedir. Gümüş nanopartiküllerİ, virus bakteri ve mantar gibi mikroorganizmaların protein içeriğinin disülfür bağlarıyla etkileşime girer.Gümüş nanopartiklleri düşük konsantrasyonda toksik değildir. Metisilline dirençli Staphy. Aureus, Pseudomonas aeruginosa, ampisilline dirençli bakteriler de dahil olmak üzere en az 12 bakteri türü üzerinde antibakteriyel etkiye sahip olduğu saptanmıştır. Gümüş iyonları, invitro olarak Salmonella enterica ve kedi Calici virus aktivitesine karşı güçlü bir antimikrobiyel etkinlik göstermiştir. 2012 yılında , araştırmacılar, ( Woods ve arkadaşları)bir kedide, tümör çıkarılması ve radyasyon tedavisini takiben, dirençli bir yara enfeksiyonunu tedavi etmek için nanokristalin gümüş pansumanı yaparak, yönetimi zor bir cerrahi bölgeyi tedavi etmişlerdir.   
Şimdi bu kadar şeyden sonra neler yapabiliriz bakalım. Ev kedisi sahipleri şanslı. Kediler, zaten evden dışarı çıkmıyor. Ama, bazı kediler hem eve girip, hem sokaklarda gezebiliyor.Köpekler  için ise, yürüyüş bir ihtiyaç. 
Önlemlerimiz şöyle;
1- Onları tuvalet, egzersiz vs. ihtiyaçları için dışarı çıkarıp gezdirmek zorunda olduğumuzda, eve geldikten sonra , güvenli hale getirmeden evin içinde dolaştırmayacağız.Yani patileri başta olmak üzere, özellikle yerlere değen patilerini, ağız-burun vs. onlar için özel bir kedi-köpek şampuanı ile sileceğiz.Durulayıp, kuruladıktan sonra evde gezmelerine izin vereceğiz. 
2- Özellikle köpeklerimizi dışarıda dolaştırırken, burunlarının  sürekli yerlerde bir şeyler koklayıp, ağzına bir şeyler almalarına asla müsaade etmeyeceğiz.Unutmayalım,  Parvo viral enterit, Corona enteriti oral, Köpek Gençlik hastalığı ise  oral ve solunum yoluyla bulaşır.  Gerekirse bir yürüme eğitimi alarak, köpeğimizle yaptığımız yürüyüşleri bir egzersiz niteliğinde ve  tempolu gerçekleştireceğiz. Yürüyüş bitince, tasmayı çıkartmadan onu serbest bırakıp, çiş kaka yapmasına izin verebiliriz.Bunun için  15-20 dakikalık bir yürüşün  ardından 3-5 dakika yeterlidir.
3-Onların hastalık etkenleri ile kontamine olma ihtimali olan  yıkanabilir kıyafet, aksesuar vb. gibi   eşyalarını, en az 60 derecelik suda ve en az yarım saatlik sürede olmak üzere yıkayıp, o şekilde kullanacağız.
4-Mama kabı, su kabı, tuvalet kutusu gibi eşyalarını belli periyotlarda  bir 30 kısım suya karıştıracağınız 1 kısım çamaşır  suyundan hazırlayacağımız  dezenfektanla   yıkayabiliriz.( 1 lt suya, 1/3 çay bardağı çamaşır suyu)
5-Evimizde izde köpeğimizin yattığı yerleri, 1 lt suya karıştıracağımız 1 yemek kaşığı arap sabunlu su ile silebiliriz.
6-Ferah ve temiz bir oda için, yarım litre sıcak suya ekleyeceğimiz yarım çay kaşığı karbonat ve 1 çay kaşığı limon suyu ile hazırladığımız karışıma 3-4 damla yasemin, çam vs. uçucu yağlardan istediğimiz birini ekleyerek, doğal ve zararsız bir oda spreyi hazırlayabiliriz.
7-Kedilerimizi yıkayamadığınız için onları, tüylerinin arasına  karbonat döküp taramak suretiyle temizleyebiliriz.
8-Evde yaşayan köpeklerimizi, onlar için uygun  olan bir şampuanla 2-8 hafta ara ile yıkayabilirsiniz.
9-Köpek veya kedimizle aynı yatakta yatmayalım. Yatak odamızda olsalar bile, onlar kendilerine ait minderlerinde uyusunlar. Yanımızda yatmalarına izin vermeyelim.
 10-Kapımızın önündeki paspasımızı  1/10’luk çamaşır suyu ile dezenfeksiyon için ıslak tutabilir, eve girerken ayakkabılarımızı silerek, hem onlar hem kendimiz için dışarıdan hastalık etkeni taşımayı önleyebiliriz.
  Benim aklıma gelenler böyle. Ancak yazının üst kısımlarında değindiğim dezenfektanları da doğru kullanım dahilinde kullanabilirsiniz. Sağlıkla kalın.. Dr. Gülay Ertürk



Dr. Gülay Ertürk
Veteriner Hekim&Homeopat
( Yayınlanan yazıların telif hakkı Dr.Gülay Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilerek paylaşılabilir..)




18 Şubat 2019 Pazartesi

KÖPEKLER UTANIR MI? AĞLAR MI? NASIL DÜŞÜNÜR ve HİSSEDERLER?



Dr. Gülay Ertürk
Active Veteriner Sağlık Merkezi,Ankara
( Yayınlanan yazıların telif hakkı Dr.Gülay Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilerek paylaşılabilir..)



KÖPEKLER UTANIR MI? AĞLAR MI?  NASIL DÜŞÜNÜR  ve HİSSEDERLER ?
Köpek sahipleri olarak, köpeğimizin  de,  bizde olan tüm duygulara sahip olduğuna  inanırız. Eve tuvaletini yaptığında, bize kızdığı için böyle davrandığını düşünürüz örneğin. Ya da yaptığı bir yanlış davranışın ardından utandığını iddaa ederiz. Peki, öyle midir  gerçekten? Üzgünüm ama değil. Bizlerin köpeklerde utandı, kapris yaptı diye düşündüğümüz duygu durumları, onların vücut dilini yanlış yorumlamamızdan başka bir şey değildir.Genellikle onların, stres altına girmiş vücut dilini böyle yanlış yorumlar ve  köpeklerin de biz insanlarla aynı  düşünüp  aynı duyguları  yaşadığını zannederiz. Oysa ki öyle değildir.
Köpekler; utanç, mahçubiyet, gurur , suçluluk gibi duyguları bizim gibi hissedemezler. Duygusal ifadeleri  her ne kadar insansı görünse de, ya da biz öyle zannetsek de,  onların beyinleri bu duyguları yaşayacak donanımda değildir. Bizlerde bu duyguları yaşatan beyin yapısı, köpeklerde ilkel kalmıştır.Köpekler nasıl hissederler? Bu konulara girmeden önce  köpek kim soruna yanıt arayalım isterseniz.
 Köpek Kimdir?
Şimdi size o minicik Chihuahua ırkı köpeğinizin kromozom  sayısı ile vahşi bir kurdun kromozom sayısı aynı olduğunu söylesem şaşırmazsınız değil mi? Yani onlar aynı tür canlılar. Daha da açıkçası, o minik köpeğinizin içinde gerçek bir kurt saklı. Köpeğin  canlılar alemindeki sınıflandırması değerlendirildiğinde, köpeğin ve  kurdun sınıflandırması aynı çizelgede olup, sadece alt türe gelindiğinde evcil köpek ve kurt ayrışır. Köpeklerde, Kurt içgüdüleri olduğu yadsınamaz. Köpekler,eğitildikçe ve öğrendikçe içgüdüleri azalır, ancak yok olmaz, eğitildikçe gelişirler ve soydaşları olan kurtlardan farklılaşırlar. Kısacası köpek, yüzyıllar içerisinde kurt olan atasından farklılaşmıştır, ancak en temel içgüdüleri yine de atası olan kurt ile  ortaktır.
Duyguları Hissetmede Beynin Rolü:
 Düşünceleri ve duyguları  yöneten beynin farklı bölümleri  vardır. Doğuştan gelen kaç ya da savaş gibi pirmer duygular, hayvanlarda da insanlarda da aynıdır. Ancak, utanç, mahçubiyet gibi duygular ise, prefrontal korteksin güdümündeki sekunder duygulardır. İnsan beyni ile, köpek beyni arasında önemli farklardan biri, beynin frontal lobu ile ilgilidir. Bu lop, insanlara oranla köpeklerde küçüktür. Bu bölge insanlarda entelektüel fonksiyonlardan sorumludur.Beynin kabuğu da, üzerindeki girinti ve çıkıntılar itibariyle  köpeklerde ve insanlarda farklıdır.

Yapısal Olarak Beyin
Beyin;  Beyincik,   Beyin   ve     Beyin Sapı   ile 
beraber değerlendirldiğinde, serebrum yani beyin ; öğrenmeyi,duyguları,davranışları kontrol eder. Beyincik yani serebelum; kas kontrolünü sağlar. Serebellum, hareket ve duyuların eş güdümünde önem taşır. Serebellumu zarar görmüş hayvanlarda hareket bozukluğu olur.   Beyin sapı ise; periferal sinir sisteminin bağlantılarını kontrol eder.  
1-Beyin  lopları açısından 4 farklı bölümde değerlendirilir. Bu lopların ayrı işlevleri vardır.
Frontal lop:Alın çevresinde bulunur. Duygular, plan yapma, hareket ve insanlar için konuşmada görevlidir. Yaratıcılık, yargılama, problem çözmeden sorumludur. Bilincin merkezidir. Köpeklerde zayıftır.
Parietal lop:Frontal lobun arkasında bulunur. Beynin arka tepesini oluşturur. Dokunma, ağrı,tat,basınç,sıcaklık gibi sinir duyular ile ilgilidir. Aynı zamanda dil fonksiyonları da vardır.
Temporal lop:Beynin yan taraflarında kulakların üstünde bulunur. Duymadan, hafızadan, anlamlandırmadan ve dilden sorumludur. İşitme, öğrenme ve dil ile ilgili işlevleri vardır.
Oksipital lop:Beynin arkasında bulunur. Objeleri tanıma yeteneği sağlar. Görmeden sorumludur.

 
2-Beyin; katmanları açısından üç bölümde değerlendirilir. Beyin sapı, Limbik Sistem, Korteks.
Beyin Sapı = Reptilian ( Arka Beyin ) ; Beyin sapı en ilkel alanı oluşturur. Beynin alt kısmıdır ve yapısal olarak, Medulla Spinalis olarak devam eder.Burası,canlıın üreme, yeme-içme,barınma gibi yaşamını mümkün kılan sistemlerin otomatik olarak yürütüldüğü bölümdür. İç güdüsel davranışlar buradan yürütülür.
Limbik Sistem (Orta Beyin); Limbik Sistem, Temporal Lop, Subkortikal ön beyin, ve orta beyin bölgelerindeki ;Hipotalamus,Talamus, Hipofiz bezi, Epifiz bezi, ve Amigdala   yapılardan ibarettir.  Duyguların üretildiği, yönlendirildiği,sınıflandığı ve arka beyne iletildiği bölümdür. Yoğun duygular, kalıcı öğrenmenin temelini oluşturur.Öfke,zevk,sevinç hep beynin bu bölümünde üretilir.
Thalamus- Beyin sapının üzerinde, duyularınızdan bilgi(görme, işitme, koku gbi) almak ve bu bilgiyi beynin diğer bölümlerine iletmeyi sağlar. Talamusa ulaşan ham bilgi, kortekse iletilir. Bu bölümde uygun bir tepki belirlenir. Tepki duygusal ise amigdalaya başvurulur. Amigdala, ne emrederse, korteks artık onun dediğini yerine getirir. Talamusdan, amigdalaya bilginin nakledilmesinde iki yol vardır. Ya dolaylı ya dolaysız. Dolaylı yol, düşünen beynin yani korteksin tasarrufundadır. Neticede akla uygun çözümler üretir. Dolaysız yol ise direk amigdalaya bilginin sızdığı yoldur. İlkel dürtüsel tepkidir. Bu ilkel dürtüleri yumuşatan ,duyguların makul tepkilere dönüşmesini sağlayan korteksdir. Hüzün  gibi  bir duygu köpeğin korteksinde işlenemez. O yüzden köpeklerde bu sosyal duygular yoktur. Korteks bunları işlemeye uygun değildir. Hüzünlenip ağlamak biz insanlara özgüdür.  Limbik sistem aynı zamanda ödüllendirme merkezi olarak da geçer.Limbik sistem hoşuna giden olayların tekrar yaşanmasını ister.Ödül olmazsa sistem kapanır. Bir köpeğin kendisi ve çevresi ile ile ilgili bağlantılarını Limbik Sistem fonksiyonları belirler.İster Klasik koşullanma ister Operant Koşullanma olsun, köpeklerde öğrenme Limbik sistemde olur.   Limbik Sisteme girilmemiş bir kayıt, köpekte panik yaratır. Ağaçtan düşen elmanın yerde çıkardığı sesi bilen köpek bu olayı olağan karşılarken, ilk kez böyle bir olay yaşayan köpek korkar. Bu Limbik Sisteme girilmiş kayıtla ilgilidir.Limbik sistem, insanlarda da bilinçaltı ile ilgilidir. Bilinçaltı yorum yapmaz. Anlamsız bağlantılar kurar. Ağladığı için annesi tarafından emzirilen bir bebeğin, ağlayınca memeden süt gelir diye düşünmesi gibi. Limbik sistem içindeki yapılardan olan Hipokampus, anıları saklar. Köpeklerin zihninde  de anılar vardır. Ancak bu anılar insanlardaki kadar keskin değildir.



 Korteks (Beyin Kabuğu): Beynin her iki yarımküresini de kaplayan korteks de köpeklerde insanlardan farklıdır.   Evrim sırasında en fazla değişime uğramış beyin bölgesi, beynin dış tabakası olan korteksdir.Yani beyin kabuğu.Prefrontal korteks insanlarda çok gelişmiştir. Sistemli düşünmenin  ve konuşma, bilinç,irade , kavram oluşturma,bildiğinin farkında olma, akıl yürütme gibi fonksiyonların icra edildiği merkezdir.  Korteks  üzerinde oluk ve yumrular vardır.  Beynin işleviyle ilgili önemli  bir ipucu, daha gelişmiş hayvanlardaki korteksin daha kıvrımlı bükümlü olmasıdır. Korteks ne kadar büyük se, hayvan o kadar fazla düşünebilir. Köpek korteksi  de insan korteksi gibi çalışır.Ancak, köpek korteksi  insan korteksi kadar felsefi  yetenek ve niceliğe sahip değildir. Korteks işbirliği ile refleksler yönetildiğinde öğrenme eylemi gerçekleşir.Köpekte beyin korteksi,öğrenmede ve problem çözmede insan korteksi kadar  faal  değildir.






Köpeğin  Algıları ve Beyin Gelişimine  Etki Eden Faktörler :
 Beynin prefrontal korteksi, biz insanlarda, gelişimi en uzun süren kısımdır. İnsan beyninde myelinizasyon 3 yaşının sonuna kadar sürer.Köpek yavrusu da beyin miyelinizasyonu açısından immatür doğar. Beyin gelişimleri doğumdan sonra da sürer.Bu yüzden yeni doğan yavru ilk üç gün içinde kesilen kuyruğunun acısını algılamaz ancak, myelinizasyon süreci insandaki gibi yıllar almaz, daha hızlıdır. Yavruda henüz beyin miyelinizasyonunun tamamlanmadığı, EEG aktivitesinin gözlemlenmediği neonatal dönemde(doğum sonrası ilk 2 hafta) bile, dokunma, ısı ve tat algıları mevcuttur. Görme, duyma ve ısı düzenleme ise henüz gelişmemiştir. İlk iki haftadan sonra bu duyular da gelişir. Yavruda, neonatal periyotda  sadece derin uykuyken görülen düzensiz ve düşük amplitüdlü EEG dalgaları, 2 aylıktan sonra derinleşmemiş uyku halinde de görülmeye başlar.  
Yavru köpekte, beyin gelişimini etkileyen faktörler vardır.Örneğin,gebelik sürecinin üçüncü aşamasını stres altında geçiren anne köpeğin yavrularının öğrenme yeteneğinde düşüklük , duygusallığında ve davranışlarında abartı  olur. Öte yandan, yavru köpeğin EEG yorumları eşliğinde  yapılan çalışmalarda, yaşamının ilk yıllarında yumuşak stres altında bulundurulanlar , ilerleyen dönemlerde problem çözmede stressiz büyüyenlere göre  daha başarılı olmuşlardır . Yavrunun beyin gelişimi için neonatal periyoddaki yumuşak stresin olumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Hafif stres yavruyu olgunlaştırır, büyütür, duygusallığı azaltır, bazı hastalıklara karşı direnci arttırır. Eğitimsiz köpeklerin frontal lobu yeterince büyüyüp gelişemez. Yavru bir köpek, büyüme döneminde çok uyarana maruz kalıp beyni süper stimüle edilirse, beyin hücreleri ve bunların iç bağlantıları gelişir. Duyusal uyarıların köpeği erken etkilemesi, sonraki dönemlerde yeni çevreyi kolay tolere etmesini sağlar. Melez köpeklerin, beyinleri saf ırklardan daha büyük, uyarı stimülasyon aralığı daha geniştir
.

Köpekler Nasıl Düşünürler? 
Kimi  bilim adamları,dil ve düşünme yeteneğinden yoksun olanların bilinçsiz olduğunu iddia ederler ki bu durumda otistik kişileri de hayvanlar gibi aynı grupta değerlendirmek gerekir. Çünkü onların da beyinlerinde içsel bir dil yoktur.Dil olmadığı için bilincin varlığını yadsıyan bu görüşe karşı çıkanlar ise, görsel algıdan bahsederler. Yani bir kavramı anlamak, hayali olarak görsel resmin şeklini bilmek ve hissetmektir.Bu yorumu destekleyenler, düşüncenin dil temelli değil duygu temelli olduğunu savunurlar. Kavramlar zihin hafızasında ayrı ayrı resim olarak stoklanır. Kavramlar şekillerle sınıflandırılır. Görsel olarak şekillenmeyen kavramlar da iyi ve kötü olarak sınıflandırılır. Örneğin evi kirletmek sonunda cezalandırılmak olduğu için kötüdür.   Görsel algıda, kavramların oturduğu bir dil yoktur.  O yüzden somut şeyleri anlamak kolaydır. Ancak felsefi ve soyut kavramları  anlamak çok zor hatta imkansızdır. Onlar için sözcükler zihinde resmedilmediği sürece  anlamsızdır. Görsel resimlerle kavramlar şekillendirilip, genelleştirilir.
Bazı bilim adamlarınca hayvanlar, otistik insanlar gibi düşünürler. 
Örneğin bir rehber köpek, yaşadığı bölgedeki kavşakları tanımayı öğrenebilir. Eğiticisi ona kavşakların genel özelliklerini eğiterek öğretebilir. Trafik ışıklı bir kavşakda nasıl davranacağını öğrenen bu köpek, trafik ışıklarının olmadığı kavşakta ne yapacağını şaşırır. Otizm, yani söze dayalı olmayan iletişimde de durum aynıdır. Örneğin,otistik bir kişi, kendi evinin olduğu yerde karşıdan karşıya geçmemesi gerektiğini bilir ama başka bir yerde bu kuralı uygulamaz.Otistik biri için, güvenlik görevlisi yeşil kıyafetli insandır. Kendisini durdurup kontrol edendir. Fakat, onu neden kontrol ettiğini bilmez. Ötesini anlayamaz. Yine araştırmalar ortaya koymuştur ki, otistik beyinlerde beynin farklı kısımlarının iç bağlantıları daha azdır. Otistikler, aynı anda duyma ve görmede büyük zorluk yaşarlar. Birden fazla uyarana maruz kaldıklarında, bu uyarıları birleştirip bütünleyemezler. 
Köpekler, duyu algılarıyla düşünürler. Görsel, işitsel ve koku imajları oluştururlar. Eve geç gittiği için sahibinin yastığını, gazetesini, ayakkabısını parçalayan köpek aslında sahibini sembolize eden nesneleri , sahibi ile iletişime geçme çabası yüzünden parçalamıştır.
Sahibi ile eğlenceli zaman geçiren köpek, bu tanımlamayı beynine işler.  Sahibinin eve gelme saati geldiğinde, deneyimlediği imaj ile, sahibini selamlama seremonisine hazır bekler.  Bu aşamada vücudu da  salgıladığı adrenalin ile beklemeye eşlik eder. İstediği gerçekleşmediğinde yaşadığı hayal kırıklığı ve endişe hali Adrenalin seviyesini daha da yükseltir. İsteğini tatmin edecek gerçek bir şeyle uğraşma haline yönelip sahibini deneyimlemek ister.  Bu sahibine ait bir eşyadır. En azından sahibinin kokusu  olmalıdır. O eşyayı parçalar, koklar, tadına bakar. Sahibinin yerini tutmasa da bu davranışlarla tatmin olmaya çalışır. Sahibi gelince, yaşadığı manzara karşısındaki tavrı ile ona kötü davranması sonucu bu kez sahibi ile ilgili negatif imaj beynine resmedilir. Genelde köpek sahipleri ilk cezalandırmadan sonra köpeğin birkaç gün için iyi olduğunu ve hatasız davrandığını söylese de aslında bu travmatik deneyimin yarattığı amnezi durumudur. Köpek, sahibi ile arasındaki duygusal kararsızlığı bozuluncaya kadar bu eşyalara br daha zarar vermez. Ancak, sahibine ait negatif ve pozitif imajların zıtlaşması köpekte daha büyük sıkıntılara yol açar. En doğru tutum, köpekte , sahibine ilişkin negatif imaj yaratılmamasıdır. Eşya parçalayan köpeği dövmek yerine, onu başka bir odaya alıp dağıttığı odayı temizlemek ve bir daha bu olayı yaşamamasına özen göstermek gerekir.  Dolayısıyla separasyon anksiyete gibi sorunları çözmek için en iyi tedavi pozitif imaj uygulamalarıdır.  
Köpek ler  Nasıl Öğrenirler?
1-Gözlemleyerek:Bu, basit bir neden için gönüllü bir harekettir. İrade ile yapılır. İrade dışı gelişmez. Örneğin, oyuncak kutusundan oyuncak alıp çiğneyen köpeği gören bir başka köpek de gözlemleyerek aynı şeyi yapar.
2-Klasik Koşullanma:Başlangıçta bir uyarı ve ona yanıt olarak gelişen refleksel tepkinin, aynı uyarıcıya eş zamanlı (ya da hemen evvel ) ikinci, nötr  bir uyarıcı ekleyerek  yeniden oluşmasını sağlamak, ve nihayetinde ilk uyarıcıya(mutlak uyarıcı)  gerek kalmadan sadece ikinci-nötr  uyarıcıya maruz bırakarak aynı tepkiyi yaratmak.Bu tepki irade dışıdır.  Bu öğrenme şeklinde dört etken vardır. Koşulsuz uyarıcı, koşulsuz tepki,koşullu uyarıcı ve koşullu tepki. Pavlov bunu,yemek,salya,zil sesi,salya olarak deneylemiştir.
3-Edimsel Koşullanma(=Operant Öğrenme):İstenilen bir davranışın koşullanmasıdır. Klasik koşullanmada tetiklenen bir davranış varken, Edimsel Koşullanmada, istemli olarak davranışı sergileme fiiliyatı vardır.Uyarana karşı tepkilerini seçme ve davranışta bulunmada serbesttir. Köpek, bir davranışın ne türden sonuçlara yol açacağını öğrenir.Davranışının sonuç ile bağlantısını kavrar.Davranışının sonucuna bakarak ödüle götüren yolu öğrenir. Davranışının devamlı olması ve daha iyi sergilenmesi için pekiştireçler kullanılır. Köpekler için pekiştirme ve cezalandırmalar  1-3 saniye içinde uygulanmalıdır. Zamanlama  doğru olmazsa köpeğin kafası karışır. Yapılması istenilmeyen davranışlar için de cezalar uygulanır. İnsanlar için, birine bir şeyin niçin olduğu açıklanabilir, ancak köpekler için bu  mümkün olmaz. Edimsel koşullanmada köpek, bunu yaparsam şu olur, şunu yaparsam bu oluru öğrenir.







Dr. Gülay Ertürk
Veteriner Hekim&Homeopat
( Yayınlanan yazıların telif hakkı Dr.Gülay Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilerek paylaşılabilir..)



29 Ocak 2019 Salı

HAYVANLARDA KUANTUM BİOFEEDBACK TERAPİ


Dr. Gülay Ertürk
Active Veteriner Sağlık Merkezi,Ankara
( Yayınlanan yazıların telif hakkı Dr.Gülay Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilerek paylaşılabilir..)


                      HAYVANLARDA KUANTUM BİOFEEDBACK  TERAPİ

Kliniğimizde uzun zamandır kullandığımız Kuantum Biofeedback Terapi ile ilgili olarak sizlerden gelen soruların yanıtlarını bu yazımda bulacaksınız.
Kuantum  Biofeedback Terapi nedir?
Kuantum Biofeedback Terapi; kuantum yani atomaltı düzeyde, vücudun elektromanyetik enerji titreşimlerini saptayıp, yorumlayıp  dengelemek suretiyle, vücudun kendi kendini onarıp, iyileşmesini sağlayan  bir  enerji  terapisidir.
Dünyadaki her şey enerjiden ibarettir.   Bu enerji ,ölçülebilir.  Vücut da, megahertz olarak ölçülen biyolojik bir frekansa sahiptir.,Dr. Bruce Tainio, insan vücudunun frekansını, yıllar önce yaptığı bir çalışmada, 62-70 MHz olarak bulmuştur. Vücudun bütününün ve bütünü oluşturan  her  bir doku ve  organının,  ayrı bir elektromanyetik titreşim frekansı  vardır. Tüm organlar ayrı ayrı titreşir. Bunların toplamı, vücudun genel  frekans spektrumunu belirler. Titreşim enerjisi, yani frekans  bozulduğunda, organların fonksiyonları da bozulur.Organ dokularını  oluşturan hücreler, doğru titreşimdeyken sağlıklıdır. Titreşim bozulmuşsa, sağlıkları da bozulur, böylece hastalıklar ortaya çıkar. Doğru titreşimler  yeniden sağlanırsa, o organın enzim ve hormonları da doğru salgılanmaya başlar. Vücut böylece kendi kendini iyileştirir.Aslında, her hastalığın bir frekans değeri olduğu ve o hastalığı yok edecek başka bir frekans değeri de olduğu 1920’lerden beri biliniyor. Dr. Royal Rife, o yıllarda kendi  icat ettiği frekans cihazı ile, Tüberkülozun 583 KHz ‘de geliştiğini, bulmuştu örneğin. 1935-1940 yılları arasında, frekans tedavisi ile, birçok doktor, hastalarını bu şekilde  iyileştirdiler.Bozulan frekans sonucu hastalık baş gösterdiğinde; tedavi etmek için, ya konvensiyonel tıpda olduğu gibi, ilaçlar kullanılıp  mevcut semptomlar (şikayetler)bertaraf edilir, ya da hücrelerin iç faaliyetleri düzenlenerek vücudun kendini iyileştirmesi ,enerji bazında  sağlanır.Bu terapi ile enerji bazında iyileşme sağlanır.

Kuantum Biofeedback Terapi  Hayvanlarda  Nasıl Yapılır?
Hastanın  elektromanyetik enerji titreşimlerinin analiz ve dengelenmesini sağlayan, bilgisayar tarafından çalıştrılan bir terapi cihazı ile yapılır.Bu terapinin pet hayvanlarındaki  uygulaması için hasta; vücuda elektomanyetik titreşimlerin gidip gelmasine izin veren özel bir pet pad üzerinde tutulur. Büyük hayvanlar (at) için aynı işlevi gören halter  ve öze bir örtü  (titreşimlerin geçişine izin veren özel bir battaniye)   kullanılır. İnsanlar için ise baş ve bileklere takılan harnes’lar(elektrot) vardır. 5 dakikalık bir check up ardından, bulgular değerlendirilir.Değerlendirip, yorumlamanın ardından dengeleme süreci başlar.  Saptanan hastalıklar ile ilgili olarak, her bir frekansın,  nötrleyici frekansı da sistemde vardır. Cihaz, her türlü akut ve kronik dengesizlikleri (hastalıkları) saptar, vücudu farklı frekanslarda  tarar ve vücudun bu frekanslara verdiği yanıtı alır ve standart değerlerle karşılaştırır. Yanıtları derecelendirir. Akut ve kronik dengesizlikleri belirler.Taraması yapılan bu   frekanslar  içinde, tüm patojenler,  nörotransmitterler, meridyen noktaları, organ frekansları, toksinler, bach çiçek frekansları ,alerjenler vs.  mevcuttur. Kanser, siroz gibi dejeneratif  ve otoimmun hastalıklar da  saptanırsa, enerjetik olarak yine dengelenir. 
Kuantum Biofeedback Terapi’de Kullanılan Cihaz Nedir?
Biz kliniğimizde bu amaçla Eductor adlı cihazı kullanıyoruz.  Eductor; William Bill Nelson adlı bir mühendis tarafından, NASA’nın Apollo Uzay Projesinde kullanılmak amaçlı geliştirilmiş bir cihazdır.Bu cihaz, binlerce farklı frekans bilgisinin yüklü olduğu bir cihazdır. Eductor; kuantum fiziği, matematik, elektronik, tıp, bilgisayar mühendisliği gibi pek çok bilimin birleştiği bir yazılım programı yüklü bir cihazdır. Vücuttan aldığı  bilgileri toplar.Tespit edilen sorunlar için kullanılabilecek; homeopati, aromaterapi, ayurveda, kristaller, bach çiçekleri, akupunktur gibi pek çok farklı terapi yapar. Yani, sorun saptandıktan sonra, o soruna iyi gelecek homeopati, akupunktur vs. frekansları hastaya verilir. Akupunktur derken, akupunktur iğnesi kullanılmaz. Elektroakupunktur ile meridyenler dengelenir.
Bu Yöntemle Hastada Nelere Bakılabilir ve Hangi Durumlarda Kullanılır?
Bu yöntemle;
Vücudun PH yani asit-alkali dengesinin düzenlenmesi
Bakteri-virus-mantar –parazitlerin tespit edilmesi ve temizlenmesi
Allerjenlerin tespiti ve desensitizasyon ile dengelenmesi
Besin intoleranslarının tespit ve dengelenmesi
Homeopatik tedavi
 Elektroakupunktur ve meridyen dengelenmesi (akupunktur iğnesi kullanmadan)
Vücuttaki;enzim,mineral,aminoasit ,vitamin düzeylerinin ölçülmesi
Vücudun bütünsel olarak hastalık oluşturma potansiyelini taşıyan alanların belirlenmesi ve düzeltilmesi
Sindirim ve bağırsak problemlerinin  belirlenmesi, düzeltilmesi
Kan analizi (üstelik kan almaya gerek kalmadan)
Omurga problemlerinin tespit ve değerlendirilmesi
 Detoksifikasyon sağlanır.

Bu yöntem; tüm mikrobik,  dejeneratif ya da otoimmun hastalıkların yanı sıra, hayvanların davranış bozuklukları, duygusal travmalar, stres, her türlü fiziksel dengesizlikler, yaşam kalitelerinin arttırılması için enerjilerinin dengelenmesi amacıyla kullanılabilir.
Kuantum Biofeedback Terapi Sırasında, Hayvanların Tepkisi Nedir?
Frekans  alırken hayvanlar bunu normalde hissetmezler. Genel olarak, hafif bir uyku hali vardır.  Rahat ve gevşemiş olarak uyumayı tercih ederler. Başlangıçta huzursuz olsalar bile frekans olarak  enerjiyi almaya başladıktan sonra , şekerleme yaparak süreci geçirirler.
 Tüm Hastalar Tedavi Olup İyileşirler mi?
 Bu yöntemle vücudun enerjisi dengelenip, kendi yaşam gücü ile iyileşmesi sağlanır. Sürekli doğru frekanslarla enerjisel olarak denge hali sonucunda , iyileşme gerçekleşir. Ancak bu yönteme, iyileşme yöntemi  demek doğru değildir, çünkü iyileşme hastanın kendisine bağlıdır. Bu yöntem, doğru frekansı sağlayarak, iyileşmenin önündeki engelleri kaldırır.
Seaslar Ne Kadar Sürer ve Kaç Seans Gereklidir?
Hastalığın; akut, kronik, mikrobik,dejeneratif,otoimmun, alerjik, nörolojik, psikolojik,davranışsal…..vs durumuna göre tek veya çok seanslarda uygulama yapılır. Akut olaylar için  tek seans yeterli olabilirken, kronikler daha fazla seansa gereksinim oluşturabilir. Seans aralıkları, hekim tarafından, hastanın durumuna göre belirlenir. Haftada bir, ayda bir gibi.Hastanın seans sonrası aldığı yeni frekanslarla bütünleşebilmesi  için 3-4 gün gerekir. Seans, en az 1.5 saat sürer.
Bu Tedavinin Dünyadaki Geçerliliği Nedir?
Bu  cihaz 20 yıllık bir araştırmaya dayanır. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesince(FDA) onaylanmıştır. Amerika, Almanya, Rusya’da yıllardır kullanılmaktadır.
Bu Yöntem Başka Tedavi Yöntemleri  İle Beraber Uygulanabilir mi?
Elbette. Tanısı önceden konmuş bir hasta için, normal konvensiyonel tedaviye devam ederken, enerjetik olarak da bu yöntemle hastanın iyileştirilmesi sağlanabilir.
 Bu Yöntem  Yavru ve Yaşlı Hayvanlarda da Kullanılabilir mi?
Kuantum Biofeedback Terapi yavru, erişkin, yaşlı tüm hastalarda uygulanabilir. Risk analizi ile, hastalıklar daha oluşmadan uyarı verir. Non-invaziv (kansız) bir yöntemdir. Yani, hastadan kan alıp, idrar alıp, kültür antibiyogram vs. bile yapmadan tanıyı saptayan bir sistemdir.Veteriner kliniği korkusu ve stresi yaşayan yavru ya da yaşlı tüm evcil hayvanlara kolaylıkla uygulanabilen ağrısız, acısız bir yöntemidir. Hiçbir  olumsuz yan etkisi yoktur.
Bu Terapiyi Nasıl Yaptırabiliriz?
Lütfen randevu alınız.
Active Veteriner Sağlık Merkezi
Beyler Caddesi 2769.Sokak No:5   Çayyolu / Ankara
Tel: 0 312 240 70 74  


Dr. Gülay Ertürk
Veteriner Hekim&Homeopat
( Yayınlanan yazıların telif hakkı Dr.Gülay Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilerek paylaşılabilir..)

23 Ocak 2019 Çarşamba

KÖPEKLERE KEMİK VERİLEBİR Mİ?


Dr. Gülay Ertürk
Active Veteriner Sağlık Merkezi,Ankara
( Yayınlanan yazıların telif hakkı Dr.Gülay Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilerek paylaşılabilir..)

KÖPEKLERE KEMİK VERİLEBİR Mİ?
Köpekler kemik yiyebilir mi? Kemikler gerçekten güvenli midir? Yoksa vermemek mi lazım.Bazı insanlar köpeklerine kemik yedirmeyi savunurken bazıları bunun tamamen yanlış olduğunu düşünürler. Sadece köpek sahipleri mi, hayır. Veteriner Hekimler arasında da bu tartışma vardır. Bazı hekimler kemik yedirin kimileri ise asla vermeyin derler. Bazıları da tavuk kemiği pirzola kemiği hariç diğerlerini önerirler. Köpeklere kemik vermelimiyiz?Pişmiş mi çiğ mi, açken mi tokken mi, büyük mü küçük mü ne sıklıkla kemik vermeliyiz?
Köpeklere kemik vermeli miyiz?
Evet, köpeklerimize kemik vermeliyiz. Kemik yemek köpekler üzerinde duygusal yararlar sağlarlar. Çiğneme, doğal bir köpek davranışıdır. Zihinsel bir uyarı sağlar. Stres attırıcıdırlar.Kemik, dişlerin temizlenmesine de katkı sağlar.
 Kemik çiği mi pişmiş mi verilmelidir?
Köpeklere pişmiş kemik verilmesi güvenli değildir.Pişmiş kemik daha sert ve kırılgandır. Çiğ vermek gerekir. Öte yandan , çiğ kemikler de , uzun süre dışarıda bırakılırsa,  Salmonella gibi gıda kaynaklı patojenler  ile kontamine olabilir. Yani, çiğ ama hijyenik kemik vermek gereklidir. Pişmiş kemik, parçalara ayrılır. Çiğ kemik,parçalara ayrılma eğilimi göstermez.Her türden pişmiş kemikler tehlikeli olabilir çünkü kırılır ve küçük, keskin parçalara bölünürler. Kemik kırıkları,ağız, dil veya diş yaralanmaları,boğulma,ağızda kesikler ve yaralar,kusma ve ishal,şiddetli kabızlık,bağırsak tıkanması gibi sağlık sorunlarına neden olabilir. Gastrointestinal kanaldan geçerken çok fazla zarar verebilecek keskin parçalara kolayca kırılırlar .Kısacası, köpeğinizi pişmiş kemiklerle beslemeyin. 
Köpeklere kemik neden verilir?
Köpeklere kemik iki açıdan verilir. Birincisi gıda amaçlı, yani karnı doysun diye. İkincisi  ise dinlenirken oyalanmak maksadıyla.Dinlenirken kemirmesi için verilen kemikler kasaptan alınabilir.Bu, hem köpeği mutlu tutmak, hem de onu bir süre yaramazlıktan uzak tutmak için yararlıdır. Genellikle büyük kemik tercih edilmelidir. Çünkü küçük kemikleri köpek yerken boğazında takılıp boğulmalara sebep olabilir.Kırılmayacak ve hayvanı boğmayacak büyüklükte kemik idealdir.Ancak büyük kemiklerde de şöyle bir risk var. Köpeğin dişi kırılabilir.
Kemiği oyalansın diye mi karnı doysun diye mi vermek gerekir?
Kemiği, eti ile beraber , öğün olarak vermek doğal hayata daha uygundur. Eğer oyalansın diye veriyorsak, yemeğini yedikten sonra tok karna vermek daha doğrudur.Tok karna verilirse, kemik parçalarının mide bağırsak ortamına batmaması için dolu midedeki besinler bariyer oluşturur. Aç midede bu kemikler batıp, zarar verici olabilir.
 Kemik yemek doğaldır. Öyleyse ya  kırılmış dişler?Doğada neden dişleri kırılmıyor?
Büyük kemikleri kemirmek evcil köpeklerin zaman geçirmelerinin bir yolu olsa da, sandığımız gibi doğal davranış değildir. Yabani hayatta kemikler, en son tüketilir. Midedeki besinler ,sivri kenarlara karşı bir miktar korunma sağlar.Yani, yabani köpekler, kemiği, avı yerken gıda olarak yer, oyalanmak için değil. Hatta, yabani köpekler, gıda kaynakları yetersiz olmadığı sürece, bir karkas üzerinde genellikle zor kemikleri  bırakırlar. Oyüzden de doğadaki köpekler dişlerini kolay kolay kırmazlar.Tarihsel kayıtlar, gıda rekabeti yoğun olduğunda etoburlarda daha yüksek kırık diş seviyeleri olduğunu göstermektedir. Büyük "yuvarlak" kemikler  bile, yerken,  kırık dişlere, diş kökünün enfeksiyonlarına, apselere ve diğer sağlık sorunlarına neden olabilir.
Kemiğin boyutu nasıl olmalıdır?
Genel bir kural olarak, eğer bir kemik köpeğinizden daha büyük bir hayvanın ağırlık taşıyan bir kemiği (yani bacak kemiği) ise, o kemiği vermek,  yerken boğulmaması  için muhtemelen en güvenlidir, ama bu kemiklerin sert ve güçlü olmaları nedeniyle köpeğinizin dişlerini kırma riski de  muhtemeldir.
Küçük hayvanların, tavşanların, tavukların vb. köpeğinizin dişlerini kırma olasılığı daha düşüktür.Ancak bu da güvenli değildir. Yerken boğazına takılıp boğulabilirler. Herhangi bir kemik küçük parçalara  bölünerek çiğnendiğinde boğulma tehlikesine neden olabilir. Bu nedenle, çiğneme sırasında her zaman köpeğinizi denetlemeli ve ağızlarından daha küçük bir boyuta geldiğinde kemiklerini almalısınız.

Köpekler kemikleri sindirebilir mi?
Bir köpeğin sindirim sistemi insanlardan çok daha kısadır ve özellikle et ve kemiği birlikte sindirmek için tasarlanmıştır.Köpeğiniz genellikle, diyetinin bir parçası olarak et ve kemiğin beraberce beslenmesi koşuluyla, herhangi bir sorun yaşamadan yediği tüm kemiği sindirir.Kemik yedikten sonra suya yeterli erişime sahip olmayan köpeklerde kabızlık  olabilir.
Köpekler kaburga kemiklerini yiyebilir mi?
Köpeğinizin, inek ve koyun gibi daha büyük hayvanların kaburga kemiği iyi bir seçim olabilir.Kaburga kemikleri ,bacak kemiklerinden daha esnek ve daha yumuşak olma eğilimindedir ve köpekler onları daha kolay tüketebilir.Ancak, köpeğiniz güzel bir çiğ kaburga kemiğini yerken  bazı kıymıklar görebilirsiniz . Kemiklerin kıymıkları köpeğin sindirim sistemine zarar verebilir. Birçok insan zarar görmeden köpeklerini kaburga kemikleri ile besliyorlar. Sonuç olarak,köpeğiniz çiğ kemikleri  yerse, onları küçük, keskin görünümlü parçalara böler ve onları yutabilir.Ancak,uzmanların çoğunun hemfikir olduğu şey, çiğ etle beslenen köpeklerin, yedikleri kemiği etlerle birlikte yerlerse,  kemik zararlarından  korunabileceğidir.Yani, kemikler dinlenme anında oyalansın diye değil de öğün olarak etle beraber verilirse daha güvenlidir.Bu nedenle, çiğ kemikler risksiz olmasa da bir tehdit olmadıkları açıktır.
Ne sıklıkla kemik verebilirim?
Haftada 2 kez çiğ kemik verilebilir. Her bir öğünde 1’den fazla vermemek uygundur. Fazlası kabızlığa neden olabilir.
Ya, tavuk kemikleri?
Pişmiş tavuk kemikleri yukarıda verilen nedenlerden dolayı tehlikeli olabilir. Ancak çiğ tavuk veya hindi kemikleri,etleriyle beraber verilirse,  çiğ beslenen köpeklerin beslenmesinin temel bir parçasıdır.
Peki ya parazitler?
Dünyanın bazı bölgelerinde, bazı hayvanlardan elde edilen et, köpeklere bulaştırılabilecek parazitleri taşır. Bu sadece domuz eti ile ilgili bir sorun değil. Balık ve diğer etler için de geçerli olabilir.
Çoğu durumda, bu parazitler, kemikler  bir süre dondurmak suretiyle öldürülebilir.Köpek yemeden evvel dondurucudan çıkarılıp çözünmesi sağlanır.



Yavru köpekler kemik yiyebilirler mi?
Evet, çiğ olmak suretiyle yiyebilirler.Ancak,yavru köpeğin büyüme, günlük enerji ve aktiviteler  için doğru besinleri dengeli bir şekilde almaya ihtiyacı vardır.Sadece kemik vermekle olmaz.
Köpekler için zararlı kemikler hangileridir?
Köpeğinizin sindirim sistemine zarar veren keskin parçalanma riski ile bağırsağı  delen veya  tıkayan küçük kemik parçaları verilmemelidir.Pişmiş kemik verilmemelidir.
Köpekler için yararlı kemikler hangileridir?
Köpekler için en iyi kemikler, çiğ ve  etli kemiklerdir.
Bütün tavuklar, bütün tavşanlar ,etli sığır veya kuzu kaburgaları, köpeklere verilebilir.
Kedilere kemik verilebilir mi?
Evet, kedilere de çiğ ve hijyenik  olmak   koşuluyla kemik verilebilir. Pişmiş kemikleri asla vermeyin, çünkü bunlar kırılabilir ve iç hasara neden olabilir veya bağırsak tıkanıklığına neden olabilir. Kanatlı boyunları kediler için süngerimsi kıkırdak yapısıyla  güvenlidir. Kemiği buzluktan çıkardıktan sonra, bir saniye kadar sıcak suya koymak  kemiğin lezzeti açısından iyi olur.Çünkü, kediler soğuk gıdadan hoşlanmaz.Kedinize haftada iki kez çiğ kemik verebilirsiz. Böylece dişleri de daha sağlıklı olur.

Son olarak;
Köpeğinizin dişlerinin kırılma riskini azaltmak için, çok büyük hayvanların kemikleriyle  beslenmemelidir.Kemik, ne çok küçük olmalıdır. Ne de köpek yerken dişini kıracak kadar büyük olmalıdır. 
Kemik yemek risksiz değildir, ancak bir köpeği çiğ etli kemikten oluşan bir diyetle beslemenin faydaları  da vardır.Kemik güvenliği, kemiğin geldiği hayvan türüne bağlı değildir, kemiğin; çiğ, esnek ve bir öğün parçası olarak verilmesine bağlıdır.

Dr. Gülay Ertürk
Veteriner Hekim&Homeopat
( Yayınlanan yazıların telif hakkı Dr.Gülay Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilerek paylaşılabilir..)


14 Ocak 2019 Pazartesi

KUANTUM BİOFEEDBACK İLE HOLİSTİK TEDAVİ


KUANTUM BİOFEEDBACK İLE HOLİSTİK TEDAVİ

Dr. Gülay Ertürk
Active Veteriner Sağlık Merkezi,Ankara
( Yayınlanan yazıların telif hakkı Dr.Gülay Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilerek paylaşılabilir..)

KUANTUM BİOFEEDBACK İLE HOLİSTİK TEDAVİ



Veteriner Hekim olarak mesleğimin 30.yılına doğru yaklaştığım bu süreçte geldiğim noktada artık holistik tedavi ile hastalarıma müdehale edebilmenin mutluluğunu yaşıyorum .Tedavide  inandığım bu yaklaşım, 2000’li yıllardan beri arayış ve araştırma  içinde olduğum bir konuydu. Nitekim, Homeopatiye de , holistik  yaklaşımı nedeniyle ilgi duydum.Organizmanın farklı sistem ya da organlarında görülen hastalıkları, aynı hastalığın farklı tezahürleri olduğunu  idrak edemediğinizde, organ doktoru olmaktan öteye geçemiyorsunuz. Oysa, canlı vücudu bir bütündür. Hem de bırakın tek tek organların bütünü olmayı, duygusu-düşüncesi-kanı-iskeleti… her şeyiyle bir bütündür, ve her bir parça diğeriyle bağlantılılıdır.Gerçek tedavi  de bütünü tedavi etmekle mümkündür.     Böyle bir girişden  sonra şimdi ne yaptığımdan bahsedeyim.

 
14.03.2018 tarihi hayatımda bir dönüm noktası oldu diyebilirim.Enerji tedavisi eğitimi  için başladığım yolculuğun tarihinin  de  14 mart Tıp Bayramına denk gelmesi  de manidardır.  Enerji tedavisi kuantum fiziği prensipleriyle uygulanır.Bu, canlı bedeninin temel dinamiğinin, frekanssal olduğu, doğru ve uygun koşullar veya uyaranlar sağlandığında, canlının organizmasının kendi kendini iyileştirme yeteneğinin olduğu prensibidir.  Organizmada yanlış giden şeylerin ilk belirtileri, titreşimsel ve elektromanyetik hasar frekansları şeklinde ortaya çıkar.Hastalık belirtileri ortaya çıkmadan çok önce, bu hastalanan organın hücrelerinin frekansı bozulur. Frekans bozulmasını, kimyasal değişiklikler takip eder. Henüz bir belirtinin olmaması sağlıklı olmak anlamına gelmez. Organizmada her bir organ kendi enerjisiyle titreşir. Bu titreşim enerjisi;toksinler,mikroorganizmalar,vs. sonucu bozulduğunda organ fonksiyonlarını kaybetmeye başlar.   Bu tedavinin temelinde,organizmanın enerji alanı  adeta bir anti virus taraması yapar gibi   taranır, vücudun belli frekanslara verdiği yanıtlar alınır. Yani hastalıkların titreşimsel imzaları belirlenir,  normal değerler ile karşılaştırılır,akut ve kronik dengesizlikler belirlenir.Bu dengesizlikleri  ve  hastalıkları düzelten ve tedavi  eden frekanslar organizmaya geri verilerek, enerji akışının normale dönmesi sağlanır. Bir örnekle açıklarsak; diyelim ki  köpeğimizin sağlıklı bir  sidik kesesi var, sonra bir gün bir bakteri ile sağlıklı yapı bozulup,sistid oluyor. Bu durumda, sidik kesesinin sağlıklı frekansı değişir. İşte bu tedavi ile, hastaya sağlıklı sidik kesesi frekansını gönderip, vücudun tekrar sağlıklı hale gelmesini sağlıyorsunuz. Bu kadar basit. Üstelik non-invaziv (kansız) bir yöntem. Yani, hastadan kan alıp, idrar alıp, kültür antibiyogram vs. bile yapmadan tanıyı ve tedaviyi uygulayan bir sistem. Ayrıca, tanıyı koyup konvensiyonel tedavi ile de birleştirebilirsiniz. Yani, bakteriyi  identifiye edip, uygun antibiyotikle tedaviyi sürdürebilirsiniz.

Peki nasıl yapıyoruz?Bu, bir elektrofizyolojik biofeedback(geribesleme) cihazı ile yapılır.Hemen belirteyim ki, kesinlikle can yakıcı bir uygulama değil. Hastalar frekans alırken genellikle hafif bir uyku moduna geçiyorlar. Rahat rahat şekerleme yaparlarken, bir yandan da tedavi oluyorlar.  Vücudun kendini iyileştirme kapasitesini uyararak, tamamen doğal ve enerjisel yöntemlerleharekete geçirir.   Biofeedback prensibi, fizyolojik yanıtın ölçümü ve bunun canlıya geri verilmesi esasına dayanır.Cihaz, 12000 farklı  frekans bilgisini analiz edip, akabinde bozulmuş frekansları dengeliyor.5 dakikalık check-up ardından bulguların  dengelenme süreci başlıyor, yani normalden farklı titreşen, organ ve sistemleri algılayıp dengeliyor. Bu 5 dakika boyunca,vücuda 12 000 farklı frekans gönderiliyor, her bir frekansa vücudun tepkisi ölçülüyor. Bu frekanslar içinde; bütün patojenler, nörotransmitterler, toksinler, alerjenler, organ frekansları, meridyen noktaları, çiçek frekansları, riskler vb. mevcut.   Kuantum Biofeedback cihazının test sonucunda verdiği bilgiler, standart tıbbi testlerin(laboratuar testleri, radyolojik tetkikler)sağladığı bilgilerden farklıdır, çünkü vücudun enerji durumu hakkında bilgi verir.  Sağlığı bütünsel olarak ele alan bir yaklaşım sunmak için, fiziksel açıdan incelediği gibi duygusal, psikolojik , çevresel  açılardan da inceler. Vücudun her türlü zayıflığı, dengesizliği araştırılır,vücudun tepkisel yanıtları kaydedilir, böylece vücudun gereksinimleri,iyi çalışan ve çalışmayan vücut fonksiyonları, risk taşıyan enerji sistemleri ve organları belirlenir. Risk analizi ile, hastalıklar daha oluşmadan uyarı verir.   Bu Kuantum Biofeedback cihazı ile neler yapılabiliyor kısaca özetleyeyim;
Bedenin PH yani asit-alkali dengesinin düzenlenmesi
Bakteri-virus-mantar –parazitlerin tespit edilmesi ve temizlenmesi
Allerjenlerin tespiti ve desensitizasyon ile dengelenmesi
Besin intoleranslarının tespit ve dengelenmesi
Homeopatik tedavi
 Elektroakupunktur ve meridyen dengelenmesi (akupunktur iğnesi kullanmadan)
Vücuttaki;enzim,mineral,aminoasit ,vitamin düzeylerinin ölçülmesi
Vücudun bütünsel olarak hastalık oluşturma potansiyelini taşıyan alanların belirlenmesi ve düzeltilmesi
Sindirim ve bağırsak problemlerinin  belirlenmesi, düzeltilmesi
Kan analizi (üstelik kan almaya gerek kalmadan)
Omurga problemlerinin tespit ve değerlendirilmesi
 Detoksifikasyon
Hormon seviyelerinin dengelenmesi
Stres,adrenal bez ve kortizol dengesinin sağlanması

İyileşme prosesi akut olaylarda hemen başlarken, kronik problemlerde yavaş yavaş başlar. Akut olaylar tek seansda iyileşirken, kronikler daha fazla seansa gereksinim oluşturur. Seans sonrası, vücudun aldığı frekansları tam entegre edebilmesi için, 3-4 gün gibi bir süreye ihtiyacı olur. Bu cihaz, bioenerji, biorezonans, biofeedback alanında yapılan 20 yıllık tıbbi araştırmalara dayanır. Standart bir seans en az 1.5 saat sürer. Kaç seansa ihtiyaç duyulacağı, hastaya göre değişir. 17 yıl önce FDAonayı almış, Amerika, Rusya,Almanya gibi ülkelerde uygulanan bir yöntemdir.  Senelerdir fizik bedenin hastalıklarıyla uğraşan bir Veteriner Hekim olarak, bu cihazı kullanmaya başladığımdan beri, inanılmaz muhteşem sonuçlar aldım. Deneyimlemek isteyen  pet hayvanı(kedi köpek kuş vs)  hastalarımı bekliyorum.         
Dr. Gülay Ertürk
Veteriner Hekim&Homeopat
( Yayınlanan yazıların telif hakkı Dr.Gülay Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilerek paylaşılabilir..)

24 Temmuz 2018 Salı

KÜÇÜK DOSTLARIMIZI BİZ HASTA EDİYOR OLABİLİRMİYİZ?


Dr. Gülay Ertürk
Active Veteriner Sağlık Merkezi,Ankara
( Yayınlanan yazıların telif hakkı Dr.Gülay Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilerek paylaşılabilir..)

KÜÇÜK DOSTLARIMIZI  BİZ HASTA EDİYOR OLABİLİRMİYİZ?
Animizm; Latince, Ruh anlamına gelir ve her hayvanın, bitkinin hatta her doğa olayının hisleri olduğu ve insanlarla doğrudan iletişim kurduğu fikrine dayanır. Acaba evlerimizde baktığımız hayvanlarımız ile nasıl bir iletişim içerisindeyiz?Bizim duygu ve düşüncelerimiz, onlar üzerinde nasıl bir etki bırakıyor?
Hayvanlar, sahipleri yüzünden hasta oluyor. Bunu ‘’Hayvanların Doğal İyileşmesi’’kitabının yazarı  Patricia Ann Hellinger  diyor. Evde baktığımız kediler köpeklerde görülen hastalıklar, sahipleri olarak bizlerin yaşadığı hastalıkların aynı. Onlarda da;mide problemleri, göz kulak problemleri, deri hastalıkları, burkulmalar, kalp hastalıkları, akciğer hastalıkları, bağırsak hastalıkları, tümörler, kanser gibi bir dolu hastalık görülmektedir. Yani onların da sahiplerininkine benzer hastalıkları vardır. Patricia Ann Hellinger’e göre, köpekler ile sahipleri arasındaki sıkı bağ nedeniyle, sahibinin  hastalığını köpek de üstlenir. Hatta, daha sahibinde hastalık başlamadan evvel o hastalık, önce köpekte görülür.   Sahibi iyileşmeden köpek de iyileşmez. Aynı şey, sahibine aşırı bağlı kediler için de geçerli.Bu durum , bahçede , dışarıda bakılan hayvanlardan ziyade , evin içinde bakılan hayvanlar için daha  geçerlidir.
Kedi ve Köpeklerde Homeopatik Bakım kitabının yazarı, Homeopat-Veteriner Hekim Don Hamilton’a göre de, hayvan sahibinin stresi ile hayvanın deneyimlediği rahatsızlık arasında sıkı bir bağıntı mevcuttur. Hayvan sahipleri ve hayvanlarda genellikle aynı hastalıklar görülür ve aynı homeopatik remedilerle tedavi edilebilirler.
Yaşadığımız stresin, hayatı bizimle paylaşan kedimiz/köpeğimiz üzerinde ne boyutta etki yaratacağını kestirebilmemiz pek mümkün değil kuşkusuz.Örneğin;Ev halkından bir bireyin geçirdiği bir kaza ve sonrasında yaşadığı sakatlık durumu, evdeki kedi ya da köpekte idiopatik epileptik nöbetlere yol açabilir. Hayvanlar, bir nevi, evdeki stresin barometresidir.  Hayvan sahipleri, kendi duygusal durumlarını bütünüyle fark etmeyebilir, ancak hayvanlar, sahiplerinin bilinç ya a duygularını sezerler. Örneğin; sahibinin bilinçaltının derinliklerinde yatan bir tehlike korkusunu hisseden köpeği, en hafif bir gürültüde bile havlayarak, sürekli tetikte bekleyebilir.Hatta ev hayvanlarımız, bizim stresimizin  bir kısmını alıp, kendileri hastalanabilir. Mevcut yaşam kaosunda, sakin kalabilmek çok büyük bir duygusal ve ruhsal stabiliteyi gerektiriyor, ama unutmayalım ki evdeki  küçük dostlarımızın sağlığı da bizim sağlığımızla doğrudan ilintili.
 Kaza ve yaralanmalarla oluşan sağlık sorunlarının  dışında kalan sorunların çoğunun altındaki neden, stres diyebiliriz.Bedensel hastalıkların büyük bölümünü kronik hastalıklar oluşturur. Kronik dehidratasyon, enflamasyon gibi. Nedeni stres.Stres durumunda, hücreler bedendeki enerjiyi korumak amacıyla kapandığında, oksijen hücreye giremez, besinler  hücreye giremez, glikoz hücreye giremez, hücrenin güç kaynakları aç kalır  ve işlevini sürdüremez hale gelip ölürler. Hastalıklar ortaya çıkar.
Öte yandan, doğru kaynaklarla beslenme de en az stresden uzak bir yaşam kadar sağlık üzerine  etkilidir. Mutlu bir evde yaşayan ve sağlıklı gıdalarla beslenen ev hayvanları ,sağlıklı olurlar. Ancak, çeşitli sebeplerden, evdeki kedi ya da köpeğiniz mutsuz ise, bu durum onların hasta olmalarına zemin hazırlar.Bir de sağlıksız besleniyorlarsa, hastalığa davetiye çıkartılmış olur.  Sağlıklı beslenme önemlidir, sağlıksız gıdalarla beslenen hayvanların bilinçaltı, bu gıdalarla beslenmeyi sabote eder ve hastalıklara yol açılır. Acaba, yedikleri ticari mamalar, onların bilinçaltı tarafından sağlıklı bulunmuyor mu?  Hastalıklar öyle çok arttı ki,  insan düşünmeden edemiyor.
 Hayvanların 6. hissi çok kuvvetlidir. Hayatta kalmak ve avlanmak için hep 6. Hislerinden faydalanırlar. Kendi doğasında yaşayan hayvanlar, sağlıklı gıdaları bulur o şekilde beslenirler. Hastalıkların zeminini stres oluşturur. Ev hayvanlarında görülen stres tabanlı kronik enflamatuar hastalıklar, normal doğada yaşayanlarda görülmez. Onları çok seviyoruz ama, insan eliyle, istemeden onları hasta ediyor olabilir miyiz? 

Dr. Gülay Ertürk
Veteriner Hekim&Homeopat
( Yayınlanan yazıların telif hakkı Dr.Gülay Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilerek paylaşılabilir..)